Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı, Türk Edebiyatının Kutsal Kitabı gibidir; herkes bilir, çoğu kişi kapağını açmıştır ama bitirebilenlerin sayısı bir elin parmaklarını (hadi biraz daha fazlasını) geçmez. Genelde modernleşme sancısı veya aydın bunalımı denilip geçilir.
Ancak bu devasa labirentin içinde, üzerine pek konuşulmayan, biraz can yakan gerçekler saklıdır:
Bu bir kitap değil, bir İntikam'dır.
Oğuz Atay, bu romanı yazarken sadece bir hikaye anlatmaz; kendisini anlamayan, dışlayan ve küçük burjuva kalıplarına hapseden topluma, akademiye ve sanat çevrelerine karşı edebiyatla saldırır. Romanın bu kadar karmaşık ve ansiklopedik olması tesadüf değildir; "Madem beni anlamıyorsunuz, o zaman alın size anlayamayacağınız kadar büyük bir dünya," der gibidir.
Çoğu kişi Turgut’u sadece Selim Işık’ın izini süren bir dost sanır. Oysa Turgut, Selim’i araştırdıkça aslında kendi benliğini parçalar. Romanın sonunda Turgut’un bindiği tren, aslında bir kaçış değil, bir zihinsel çözülmedir. Turgut, Selim’i bulmaz; Selimleşerek kendi sosyal kimliğini (mühendis, koca, baba) öldürür. Bu, edebiyatımızdaki en zarif delirme hikayelerinden biridir.
Olric; bir dost değil, bir savunma mekanizmasıdır.
Olric, Turgut’un yalnızlığını meşrulaştırmak için yarattığı hayali bir uşaktır. Ancak popüler kültürün sandığı gibi "romantik" bir iç ses değildir. Olric, Turgut’un gerçek dünyaya tahammül edemeyişinin kanıtıdır. İnsanın kendi kendine konuşmasının en üst perdesi, ona bir isim ve statü vermesidir. Olric, trajedinin mizahla maskelenmiş halidir.
Ansiklopedik Maddeler: Ciddiyetle Dalga Geçmek
Kitabın içindeki "Tutunamayanlar Ansiklopedisi" bölümü, Türk insanının her şeyi kategorize etme ve bilimselleştirme merakıyla dalga geçer. Atay, en acınası insanlık hallerini kuru, akademik bir dille anlatarak