• Benim hâlâ umudum var..
  • Ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hâlâ.
  • https://youtu.be/NL2iVBYzc8g
    - Benim hala umudum var -
  • 302 syf.
    ·4 günde·10/10
    Montaigne Denemeler kitabı çok geç kaldığım bir kitap daha önce neden okumadım diye kendimi sorguladım. Yıllar önce yazılan bir kitabın hala günümüzde geçerliliğini koruması, her başlıkta farklı farklı konular ele alınmış. O kadar akıcı bir dili var ki elinizden bırakmadan sıkılmadan okuyorsunuz. Ben daha iyi anlamak için sindirerek okudum. İlerki yıllarda da okuyup farklı tatlar almak umudum. Sizlere de tavsiye ediyorum. Çok güzel sözler var ama ben çok beğendiğim alıntılardan bırakıyorum buraya.. Kitapla kalın.
    .
    .
    Alıntılar;
    Dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.
    .
    Çünkü nefret ettiğimiz şey yüreğimiz de yeri olan bir şeydir.
    .
    Yaşamak için toprağımız olmayabilir, ams ölmek için toprak bulunur nasıl olsa.
    .
    Bu dayanamadığımız hayatı artık aramaz olacaksınız.
    .
    İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı, dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır.
    .
    Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir.
  • 167 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Rojbaş güzel insanlar!
    İnceleme yazsam mı yazmasam mı diye çok düşündüm, yazmayacaktım da... Fakat bu kitaba inceleme yapmazsam - ki düşüncem o yöndeydi- kitaba, Mehmed Uzun'a, okuduğuma, bana yazık olurdu. Çok geçmişten beri devam eden o "Kürt Sorunu" hep vardı. Hepte olacak gibi... Beni üzen durum Türk/Kürt çatışmasından ziyade artık Kürt/Kürt çatışmasıdır. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Bilenleriniz vardır muhakkak. Sözü fazla uzatmadan anlatmaya çalışacağım.
    Çok küçüktüm henüz, ilkokuldaydım. 3. sınıftaydık sanırım. Doğudan Batıya geldiğimiz o dönemde okulda öğle paydosundaydık. Evlere gittik yemek yedik geldik. Sınıfa gitmek için merdivenlerden yukarı çıkıyordum ki arkamdan bi kaç arkadaşımın sesini duydum kavga ediyorlardı. Ne olduğunu anlamak için arkama döndüm ve duyduğum şeyler beni o zaman pekte mutlu etmemişti. Dünyanın ne kadar da zalimlerle dolduğunu daha o zamanlar tatmıştım. Kavga eden o iki arkadaştan biri Türk diğeri ise Kürttü. Türk olan arkadaş Türlüğü kendisi seçmişçesine böbürlene böbürlene ve Kürtlüğü suç sayarak o Kürt arkadaşa "Kürt! Defol git burdan!" gibi gibi şeyler söylemişti. Tabiki bu kadarla kalmamıştı fakat bunu hakaret sayması zaten her şeyi anlatmaya yetiyor. İlkokul 3. sınıf öğrencisi böyleyken bizden büyükleri düşünmek istemedim. Sınıfa çıktım ve şuan bulunduğum yere gelene kadar hiçbir arkadaşımla samimi olmadım. Olamadım. "Hepiniz aynısınız!" Diye bağırmak istedim çoğu zaman ama bu da bana tersti. Sözü çok uzattım, belki buraya kadar okumayacaksınız da fakat inanın bana bu da umurumda değil.

    Kitaba geçecek olursak Mehmed Uzun "fikir suçlusu" olarak tutuklanmış, belli cezaevlerinde yatmış daha sonraları genç yaşta İsveç'te mülteci olarak yaşamak zorunda kalmış bir güzel insandır. Kitabı ilk olarak İsveç'te yayınlanmış. "Kendi yurtlarında Kürt aydınlarına verilmeyen bu temel özgürlükleri İsveç, karşılık beklemeksizin yeni Kürt aydınlarına vermiştir. Hem de elbette çok doğal bir hak olarak."

    Kitapta farklı denemeler bulunmakta ve hepsi birbirinden güzel. Mehmed Uzun'un savaşlar ve kültürel gruplara karşı söylediği" Sanki dünya, dünya değil bir ölüm tarlası, ölüm üreten, ölüm saçan bir makine." sözü benim için çok anlamlıydı..
    Baştada dediğim gibi beni Türk/Kürt çatışmasından ziyade Kürt/Kürt çatışmaları üzüyordu. Halbuki diyordu ya Mehmed Uzun "İnsanın kendi dilinin, diliyle yaratılmış zenginlerini, kültürünü, ülkesini ve halkını sevmesi bir erdemdir. "

    Olmadı, birliği hiçbir zaman sağlayamadık. Pek tabi bu hep böyle devam edecek. Dünyanın güzelleşeceğine olan inancım da kalmadı. Kendi dünyamı güzelleştirerek yaşamaya devam edeceğim. Fakat bu ne kadar mümkün onu da bilemiyorum." Arzu ve isteklerimin dışında, benden ve istediklerimden çok daha güçlü bir takım kuralların olduğunu çocuk kafam anlamaya başlamıştı."haliyle kendi iç savaşlarım başlamıştı benimde. Ve bu Yaratıcıya" Neden?"diye sormama da sebep olmuştu. Tabi ki kendi cevabımı hep kendim verdim. Ailem de dahil olmak üzere bana hiç kimse kim olduğumu anlatmadı. Türkiye toprakları üzerinde yaşayıp da vatanını seven insanlardık hepimiz. -Ki hala öyleyiz.- fakat kim olduğumuzu bilmiyorduk. Leyla ile Mecnun'u bilipte daha sonra burada öğrendiğim Mem u Zin'i bana daha önce neden anlatmadığını anneme sorduğumda cevap veremedi. - o da kendini unutmuşlardan, ölümü bekleyenlerdendi-.

    Kürtçe şarkıda hüzünlenen arkadaşlarım vardı. "Nasıl olur?" diye düşünüyordum. Sonradan bir yerde okuduğum şu söz her şeyi anlamama yetmişti. "Kürtçe şarkıda duygulanmak için Kürtçe bilmek gerekmez. Kalp her dilden anlar."


    "Rilke'nin dediği gibi, ayrılık ve sürgün bir solma ve çiçeklenmedir. Bir ölüm ve yeniden doğuştur. Bu unutuluş ve unutulması mümkün olmayan bir ölümsüzlüktür. Bir insanlık trajedisi ve zamanla mekanın tümden unutulduğu renkli bir insanlık geçididir. Orada dün, bugün, yarın iç içedir. Orada sadece insan vardır. Orada insanlar, diller, kültürler, alışkanlık ve gelenekler karşılamaktadır. Orada insanın tarihini ve geleceğini yumuşak sözlerle tasvir eden sonsuz bir destan söylenmektedir."

    Bir kaç ay önce elime bir kağıt aldım üzerine Kürtçe bir şeyler yazmaya başladım. Sınıftan bir arkadaşım yanıma gelip oturdu. Bende ona" Kürt Edebiyatına geçiş yaptım artık burdan devam edeceğim." dedim. Bana dönüp" Ya bırak Allah aşkına! Kürt Edebiyatı diye bişey mi var sanki?... " demişti. İlkokuldaki olayları bir yana bırakmıştım ben halbuki. Şimdi niye böyle yaptınız? Ülkenin bir bütün olacağına az bir umudum kalmıştı. 18 yaşındayım ve bunu söyleyen arkadaşım da 17/18 yaşlarında... Umudumuzu kırdınız.

    Mehmed Uzun 'Şiddet Ve Kültürel Diyolag' adlı denemesinde Sultan Abdülhamid' in sözlerine de yer vermişti. "Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın birçok milletini sinesinde toplamış olan bir imparatorluktur. Türkler, Araplar, Kürtler, Arnavutlar, Bulgarlar, Yunanlılar, Zencilerden ve diğer birçok unsurdan teşekkül etmiştir... Kürtler... Kuvvetli ve kavgacıdırlar... Tarihi bilinmeyecek kadar eski zamanlardan beri bu eyaletlerde yaşamışlardır... Kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi bir zarar olabilir?.. Ben kabul ettiğim Kürt politikasında doğru yolda olduğum kanaatindeyim... ". Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yavaş yavaş bu politikayı terk eder."


    Bu kitap Mehmed Uzun'dan okuduğum ilk kitaptı. Diğer kitaplarını okumama vesile olacak olan kitapta yine budur. Mehmed Uzun kitabın sonunda çok sevdiğim Yaşar Kemal'e de yer vermiş ve onun için şu sözleri kullanmıştır ;
    Yaşar Kemal; Anadolu topraklarında durmadan akan coşkulu bir çağlayan. Anadolu'nun, Mezopotamya'nın, Akdeniz'in edebi semalarını, hiç sönmeden aydınlatan bir yıldız. Yarattığı bu görkemli edebiyat ve roman geleneğiyle hep yaşayacak, romanları, romanların sözcükleri, durmadan, kuşaktan kuşağa ve zamandan zamana, akacak bir yazar. Yaratıcı gücü ve enerjisiyle ölümsüzleşen çağından, zamanından sorumlu bir aydın."

    Sevgi, barış ve kitap ile kalın... :)
  • 207 syf.
    ·5 günde
    20 OCAK 2019
    Bismil

    "Seni, anlatabilmek seni.
    İyi çocuklara, kahramanlara.
    Seni, anlatabilmek seni
    Namussuza, haldan bilmez,
    Kahpe yalana."

    Anadolu kokan canım Ahmed Arif'im, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da açmış yeşil yeşil... Onunla beraber umut, direnç, onur ve sevda...
    Daha, daha nicesi yeşil, yeşil...
    Onunla, onunla, onunla, onunla...
    "Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."

    Puşt, hayın, sürüngen demeden ne de güzel yaşamış dimdik, soluk soluğa insanca...

    "Bin yıl,bahar içre ömrünü sürsün,
    Seni doğuran ana."


    Şimdi kitaba geçelim

    Leylim Leylim adlı yapıt Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e 1954-1959 yıllarında gönderdiği (-ve 1977'de son bir mektup-) mektuplardan oluşur.
    Ahmed Arif hapisten çıktıktan sonra Leyla Erbil'e olan sevdası ile yaşama daha güçlü tutunur. Bu mektuplar, dönemin siyasi koşullarının, bir şairin şiir yaratım sürecinin, insanca sevdanın en büyük kanıtı! Ayrıca Ahmed Arif'in insana ve yaşama nasıl baktığının da bir göstergesi.
    "Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu." (s.72/ s.73)

    Beni en çok etkileyen ise ödediği bedeller üzerinden prim yapmaması. Hani bazı insanlar vardır. Birkaç yıl devrimci/ülkücü/şucu/bucu geçindi diye yaşam boyu kahraman edası ile gezinirler ortalıkta. Ona buna tepeden bakarlar. Aynı konuyu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyarlar. İnsanı kendi siyasi görüşünden tiksindirirler. Ahmed Arif öylelerine başlı başına bir örnek, bir yaşam biçimi... Mektuplarında halkına karşı en ufak bir sitemi yok. Kimseye öteki gözüyle bakmıyor. Bu yorumumu somutlayayım: "Biliyorum, ufak para değilim ben. Büyük oyunlar için yaratılmışım. Ya hep, ya hiç. "Ya hep" çıkarsa benden gayri herkesler -hiç değilse nispi de olsa- rahat bir nefes alacak, insan olduğuna pişmanlık duymayacak. "Ya hiç" çıkarsa yanacak olan sâde benim." (s.73/ s.74) Bu siyaset ötesi bir duruş, insan olmanın eşsiz güzelliği... Yarım porsiyon aydınların, şucu bucu diye geçinenlerin asla duyumsayamayacağı yalın gerçek! Katıksız gerçek... İnsanı insan kılan gerçek.

    Ahmed Arif'ten öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki... Sözgelimi "Nasıl sevilir?" İşte bu yapıt bu sorunun başlı başına bir yanıtı! Bizler her zaman ne kadar sevildiğimizle ilgilendik, nasıl sevildiğimiz ve nasıl sevdiğimiz üzerine hiç düşünmedik. Biz sevmeyi bilmiyoruz. Bu kitabı okuduktan sonra bu yorumu getirdim. Pazardan elma armut alır gibi insan alıyoruz yaşamımıza. Ben o insanı hak eder miyim, o insan beni hak eder mi diye düşünmeden bodoslama dalıyoruz yaşamlara. Emek kimileri için salt siyasi bir sözcük, kimileri için ise kafa yormaya bile değmez. Kapitalizm aşkları ayaklar altına aldı. Kullan, at mantığı ile yaklaşılır oldu insana. Bütün bunlara karşı ne diyor canım yürek işçisi "Sevgiyi yaratmak gerek." (s.164)
    ( Aşk sözcüğünün içine ettik, o yüzden sevda sözcüğünü yeğledim. Sevda kuşun kanadında. Ahmed'in ise taa yüreğinde)

    Canım Ahmed Arif'in Sevdası

    Ahmed Arif'in bizden ayrımı ne? İşte burada bunun üzerinde duracağım. Sevdiceğinin evleneceğini okuyunca bakın ne yazıyor: "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
    (s.43)

    Bence içten içe üzülür. Ama sezdirmez bunu Leyli'sine. Çünkü yüreğindeki sevdadan salt kendi sorumludur. "Ulan, bu evlenme dalgan amma da kıyak be! Vay anasını! Desene, herifi çarptın! Hanımım, Ankaralı olucak gayrı" (s.47)

    "Seni kıskanıyorum da. Ama Memed'in yerine koynuna ben gireyim diye kıskanmıyorum."
    (s.164)
    Bir kadını mülkiyet olarak görmeden salt sevmek...

    "Hep seni yatağa atmayı kurduğumu, tertiplediğimi sanıp kaçtın. " (s.162)

    "Koca, okyanus yüreklilerin kaldırabileceği koca bir SEVDAYI, diyelim bir saatlik et-ter-acı-diş-dil-dudak alışverişiyle söküp atmanın mümkün olduğunu nasıl düşünebiliyorsun hâlâ?"

    Evli bir kadına aşık diye ahlakçı kesilenler, önce Ahmed Arif'in Leyli'sine yaklaşımını , bu mektuplar aracılığıyla, bilseler, anlasalar, yüzleri olur mu ki konuşmaya?

    "Said, sende bir yakınlık, korkusuz, işkilsiz, aldanmasız yatılabilecek bir kadın görüyordu. Nevzat'sa hiç sevmedi, etine,butuna, harikulade benzersiz yüzüne ve biraz da ileri görünen davranışlarına meyil verdi. Memleketimde içinden bir şeyler yapmak, kemdini bir şeylere vermek isteyen, ama bir tarafıyla bok makinesi bu düzene bağlı kalan, ondan kopamayan iki entelektüel tipi bunlar."
    (s.165)
    Ahmed Arif Leyla Erbil'in evliliğine hep saygı duyar. Ona zarar verecekler karşısında ise , bu "bok makineleri" karşısında, susmaz, Leyli'sini dostça uyarır.

    "Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... Hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana"
    (s.136)

    Kimi zaman kardeştir, kimi zaman en sevgilidir, kimi zaman zalımdır Leyla. Kimi zaman keçi yavrusu, kimi zaman da çekirge...

    Ahmed Arif'in sevdasının tek bir biçimi yoktur.
    Sevdanın tek bir giyiti, tek bir rengi yoktur.

    Umuda Dair

    "Nerede o cici anneler, namuslu bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!". (s.98)

    Bu tümceleri okuyunca ben de "Ah be" dedim. Bu zamanlardan söz ediyor. Yüreğim burkuldu.
    Ama umudum diri, Ahmed Arif'in umudu gibi...

    Sevdadan geçsin yolunuz.
    Keyifli okumalar!











    .
  • Ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hala...
  • Evet, buradan itiraf ediyorum. Belki de bir çoğunuz diyecekki bir kuş bir balığa aşık olmaz diye. Ama olsun, benim hala umudum var. Seni seviyorum yüreği olmayan 💔🚫