Jack London’un hayatından kesitler taşıyan bu romanında Martin Eden’ın yaşam mücadelesini okuyoruz. Kaba saba, düzgün konuşmayı bile bilmeyen, eğitimsiz bir adamın kendisini eğitip geliştirmesine ve bu yolda verdiği azme tanık oluyoruz.
Martin, burjuva sınıfından Ruth’a olan aşkı için çıkmıştı bu yola. Kendisini geliştirip aşkına ve hayran kaldığı burjuva sınıfına layık olmaya çalışıyordu. Zamanla bu hayranlığın yerini hayal kırıklığı aldı, içlerine girdikçe bu özendiği insanların ne kadar boş olduklarını kendisinin onlardan çok daha üstün olduğunu görmüştü.
En büyük tutkusu yazar olmaktı, bunun için çok çalışmış, günlerce aç kalmış dergilere gönderdiği yazıları defalarca reddedilmiş ama mücadelesinde pes etmemişti. Kimse başaracağına inanmıyordu, kendisinden başka.
En nihayetinde başarıyı yakaladığında hayata olan tutkusunu çoktan kaybetmişti. Artık hiçbir şey ona zevk vermiyor ve hasta ruhunu iyileştirecek hiçbir şey bulamıyordu. Saygınlığı ün ve şöhrette gören bu insanlara artık tahammül edemiyordu.
Martin Eden aslında Jack London; başarıya nasıl tırnaklarıyla kazıyarak ulaştığını, bu uğurda nasıl mücadele ettiğini dönemin tüm gerçekleriyle anlatmaktadır.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Sevgisizliğin, ilgisizliğin, bakımsızlığın, hor görülmenin bir insanı hangi hale büründürdüğünün hikayesini okuyoruz. Ala, ciddi ruhsal hastalığı olan bir annenin çocuğudur. Yaşaması bile bir mucizedir çünkü annesi ölmesi için elinden geleni yapar. Oldukça zor şartlarda gelişen Ala yetişkin olduğunda artık yaşamaya, yani sevmeye, sevilmeye olan ihtiyacı onu trajikomik bir şekilde psikiyatriye götürür.
Ala’yı kabulde zorlanan psikiyatrist için, iç hesaplaşmalar ve zorlu bir süreç başlar. Bu hasta diğerlerinden farklıdır ve bunca yılın öğretisi, yöntemleri Ala’da ters tepki yapmakta alışılmışın dışında yeni metotları beraberinde getirmektedir. Okurda bu yöntemlerden nasibini alır. Ala’yı konuşturmak hikayesini öğrenebilmek için önce ona hikayeler anlatmalı ve sabırla size vereceği bir kaç cümleden çıkarımlar yapmalısınız.
Genç firavun Tutankamon’un esrarı, Hitler ve Freud’un kişilikleri, evli kadınların yaşadıkları aşk ilişkileri, Çariçe Katerina’nın yazgısı, Eva Peron’un ve Prenses Süreyya’nın hüzünlü hikayeleri.. derken Ala konuşmaya başlar ve asıl hikaye tüm dehşetiyle, acısıyla, şimdi başlar.
Çirkin bir genç kızın güzel bir prensese dönüşmesi, psikiyatri biliminin başarısını gözler önüne serer. Bu hikayeden herkes payına düşeni alacak ve kitabın sonunda aynı kişi olmayacağınız muhakkaktır.
Pedagoji alanında Adem Güneş’in bir çok kitabından faydalandım. Bakış açısı, yorumu ve anlatım tarzı bana hitap etti. Bu önemli bir ayrıntı çünkü psikoloji özel bir alandır, samimiyeti yakalayabilirsen fayda sağlayabilirsin. Anne olacağımı öğrendiğim ilk zamanlarda Adem Güneş’in kitaplarıyla tanışmış olmamın verdiği duygusallığın da etkili olduğunu düşünüyorum samimiyeti yakalama konusunda. Özellikle Annelik Sanatı ve Çocukluk Sırrı annelik hayatımın kılavuzları oldu.
Kendini Affet kitabına gelecek olursak, okurken hissettiklerimi anlatmanın kelimelerle yetersiz kalacağını düşünüyorum. Her bölümünde bir farkındalık yaşadım. Ama önemli olan bu farkındalığı bilinçaltıma nasıl göstereceğimdi. Eksik olduğum bu yanı ‘Kendini Affet’ ile tamamlayabileceğimi görmek beni heyecanlandırdı. Öyle ki kitabı okurken içimde kelebekler uçuştu, kalp atışlarım hızlandı. Henüz uygulamalara geçmemiş olmama rağmen başarabileceğimin umudu oldu.
Kendini affetmenin içimizde yatan aslında bilinçaltımızda olan suçluluk duygularını tanıyıp, onları özgür bırakmakla ilgili olduğunu anlatıyor Adem Güneş. Yaşanmış örneklerle, uygulamalarla her eğitim düzeyinde kişilerin anlayabileceği tarzda yazmış. Bilinçaltımızla nasıl konuşulacağını örneklerle açıklamış.
Öz saygısını, öz şefkatini, öz değerini içinde huzurla hissedemeyen, kendisiyle barışmayı isteyen, kendini hatalarıyla kabullenmek isteyen herkese tavsiyemdir. Başucu kitabı olacak kadar değerlidir.
Kendini AffetAdem Güneş · Timaş Yayınları · 20211,406 okunma