Selma Rıza - Uhuvvet
Arka kapak yazısını okuduğum zaman muhakkak okumam gerekiyor dedim ve bugün itibariyle başladım, daha önce Mai ve Siyah kitabının da YKY tarafından eski Türkçe ağırlıklı çevirisi ile okumuş bir hayli zorlanmıştım daha sonra günümüz Türkçesi ile başka bir çeviri ile daha rahat okudum ama yine de eski kelimelerin olduğu kitapları da o zorluğu yaşayarak okumayı çok severim; bunu Ulysses'i sözlüğü ile birlikte Nevzat Erkmen çevirisi ile de yaşamıştım ve Niteliksiz Adam'ın 4 cildinin Sami Türk çevirisiyle de. Ahmet Celal 'in Niteliksiz Adam'ın ilk ikisinin çevirisi ise muazzam ama diğerinde de eski kelimelere biraz daha hakim olmaya da başladım, bu nedenle bu tarz kitapları ilk okuduğum zaman eski kelimelerle hemhal olup ikinci okuyuş ile de kitabın konusuna odaklanıp yazar ile daha iyi anlaşmaya başlıyorum, Selma Rıza'in bir Türk kadını tarafından yazılan ilk Roman olan Uhuvvet ilk sayfalarda oldukça zorluk yaşarsa da sayfalar ilerledikçe eski kelimeleri cümlelerin anlamını kavrayacak şekilde biraz daha hakim olmayı başarabiliyorsunuz, kitabı yarıladım; yordu ama harika, ileride tabii ki dipnotlara bakmadan daha güncel bir şekilde çıkarsa daha fazla okuyucuya ulaşabilecek harika bir eser olduğunu anlamamak mümkün değil, bu haliyle de okumamızi sağlayan emeği geçen herkese tek tek teşekkür etmek isterdim, hemcinlerim gibi karşıcinsin fe okuyup geçmişten ders alıp günümüzde kadın erkek eşitliğine hep birlikte destek olmamız gerektiğini gözler önüne seren bir nevi tarihi bir roman da diyebiliriz Uhuvvet için, bir kadın ne kadar eğitimli olursa ne kadar yol arkadaşı olarak yürürse erkekle birlikte dünya o kadar gelişir ve medeniyet olur, bir kadın cariye gibi görülürse orada bedbahtlıktan cahillikten başka hiçbir şey olmaz; bu nedenle etrafında bana kul köle olan kadınlar çok
Yeni Bir “Diriliş” Mümkün mü?
💼Bütün dünyanın “uygarlık krizi” yaşadığı bir dönemde, insanlık “yeni bir yol” arayışıyla karşı karşıyadır. Sezai Karakoç’a göre bu yeni yolun mimarı “diriliş insanı” ve ondan peyda olacak nesil “diriliş nesli”, o eşsiz neslin kuracağı toplum “diriliş toplumu” ve ortaya koyacağı uygarlık da “diriliş uygarlığı” olacaktır. Türkiye’de İslami oluşum, yapılanma ve hareketlerin fikir cephesi daha çok edebiyat üzerinden yürümüştür. Değişik mecralarda yayımlanan yazılar, yazılan şiirler, basılan kitaplar, çıkan dergi ve gazeteler bir tohumlama vazifesi görmüş ve yeni kuşakların filizlenmemesine katkı sağlamıştır. Daha çok da çıkarılan dergiler bir dönem “Ocak” vazifesi görmüştür. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı bu dergilerin bir kısmıdır. Öyle ki bazı oluşum ve hareketler bu isim ve dergilerle anılır olmuşlardır. Bu çerçevede zaman zaman yurdun değişik yerlerinde verilen konferans ve buluşmalar ise gençlerin bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. 1970-1980’li yıllarda bu isim ve dergiler çevresinde kartopu gibi gelişip boy atan akımlar, oluşumlar, hareketler ve yer yer siyasi yapılanmalar 2000’li yıllara gelindiğinde artık toplumun, devletin beslenme damarları haline gelmişlerdir. __Geriye dönüp baktığımızda ise bu edebi ve fikri yayınların-oluşumların ekseriyetle kendi döneminin koşullarına göre bir gelişim gösterdiklerini görürüz. Bu nedenle söz konusu şahıs, yayın ve fikirleri değerlendirirken kendi dönemlerinin iklimini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür yazar, şair, edebiyatçı ve fikir insanlarının ortak yönü; edebiyat, şiir ve sanatlarını yaşadıkları dönemin ihtiyaçlarına göre kullanmış olmalarıdır. Yine bu şahsiyetlerin hepsinde bir dert, dava bilinci vardır ve insanlık adına
Makale|Yazı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İYİ KİTAP MI, İYİ PAZARLANMIŞ KİTAP MI?
Kitap seçerken genel trendlerin dışına çıkmayı, herkesin mutlaka okunmalı diye işaret ettiği raflardan kaçınmayı, güncel kitap filân gibi sektörel goygoyları iplememeyi, filâncanın son kitabı diye lanse edilenler arasından seçim yapmamayı tercih ediyorum. Hele hele dünyada şu kadar insan bu kitabı okudu, bu kitaba ayıldı, bayıldı gibi dolduruşlara hiç gelmiyorum. Benim için kitabın ne zaman çıktığının bir önemi yok, daha önce kaç kişinin okumuş olduğuyla, kaç bin, kaç milyon sattığıyla da ilgilenmiyorum. Bunlar yayın sektörünün kitaplara sürüm kazandırmak için uydurduğu masallar çoğunlukla. Şu bilinen bir gerçektir; kitaplar "herkese uygun" kategorisine yaklaştığı ölçüde vasatlaşır; belli klasikler dışında bu böyledir. O klasikler de yayıncılığın bu kadar sektörel üretim-tüketim sarmalı içine yuvarlanıp gitmediği dönemlerde yazılmıştır. Bugün de gerçekten iyi yazar olduğu için, gerçekten büyük eserler ortaya koyduğu için çok satan yazarlar vardır ama sayıları sınırlıdır. Geri kalanı, zaten çok satsın diye kurgulanmış, kendini vasata ayarlayan, zihni ve kalbi zorlamayan, sinir olduğum tabîrle okuruna hoşça vakit geçirten kitaplardır. __Şahsen ben pek azı dışında bu tür sürümden kazanmak üzere kurgulanan kitaplara vakit ayırmıyorum. Çünkü vaktim kıymetli ve dediğim gibi yazıyla hakiki olarak meşgul olmuş, okumaya ayrılan vakti hak eden pek çok başka yazar da var, onlar büyük eserler vermişler ve bunları insanlığa miras bırakmışlar. Halen kayda değer sayıda eser verenleri de var. Gariptir; o eserlerin önemli bir kısmı, yayın sektörünün şişirdiği o çok satanlar listesinde kendine yer bulamıyor. Onları arayıp bulmak gerekiyor, yazanını çizenini hafızada saklamak gerekiyor. Sonra en uygun zaman geldiğinde ele alıp okumak gerekiyor. Bir kitabın iyi bir kitap olduğunun
gökhanözcanyazıları
Çoğu insan görünmenin peşinde, var olmanın değil.
#Söyleşi / Medya Haberci Serhat Kaya Nadide Adalet Serhat Kaya: “Toplum, empatiyi unuttu; ben yazarak hatırlatıyorum.” Türk edebiyatının yükselen yıldızlarından, tiyatro kökenli ödüllü yazar Serhat Kaya, sahne ışıklarından kitap raflarına uzanan anlamlı bir yolculuğun mimarı. Yazarın, Zülfü Livaneli'nin "Serhat Kaya romanları, kendilerini zevkle okutmanın yanı sıra yerellikten çok genel insan davranışlarının izini sürerek edebi bir panorama yaratıyor" sözleriyle taçlanan eserleri; Yeniden Sen, Umursama, Azad, Azınlıkta Kaldık, Renkli Rüyalar, Katarsis, Bekleme Odası ve son olarak Mahsa Amini'ye ve öldürülen tüm kadınlara ithaf ettiği Nadide Adalet ile okurların ruhuna dokunuyor. Geçtiğimiz yıl, Baykuş Edebiyat Dergisi Yılın Romanı, Kitapyurdu En İyi 4. Roman, Türkiye Okur Ödülleri Anı-Deneme Yılın En İyi 2. Kitabı gibi daha birçok farklı ödülle süslenen edebiyat kariyerinde, deneme türünden romana uzanan yazın yelpazesiyle toplumun nabzını tutan Kaya, Tüyap ve Antalya Kitap Fuarı gibi ulusal etkinliklerde davet edildiği söyleşilerle kitap severlerin ilgiyle takip ettiği bir entelektüel. Medya Haberci olarak, yazarın kaleminden dökülenleri ve topluma dair konuları kendisinden dinledik. Serhat Bey, yazma yolculuğunuz tiyatro sahnesinden nasıl romanlara evrildi? Bu geçişte en büyük ilham kaynağınız neydi? SK: Henüz 17 yaşında merhaba dediğim Tiyatro, bana her zaman insan ruhunun en ham halini gösterdi; 40 farklı şehirlerde, 900’den fazla kez sahnede onlarca karakteri yaşadım. Başta Uğur Yücel, Savaş Dinçel, Ali Poyrazoğlu gibi daha birçok ustayla geçen özel yıllar, benim için çokça öğretiyle bezeli oldu diyebilirim. Yazmak, tiyatro oyunları ve film senaryolarıyla hep vardı ama bir kitabın sayfaları arasından okura ilk merhabam 2018’de Yeniden Sen adlı kitabımla başladı ve
1000k
Oysa ben hâlen seni arıyorum, bulamayacağım her yerde.
İnsan ve Duygular
Kişisel tasarrufların gölgesinde, çözüm üretmeyen bilim
ALINTIDIR 1/ Hala TV’lerde gördüğümüz o meşhur Marmara fay haritası, aslında 2001 yılında Celal Şengör & Le Pichon ekibinin sadece 1630 km veriye dayalı hazırladığı "tek fay" modeline dayanıyor. Ama artık bu model bilimsel olarak çöküyor. 2/ İTÜ’den Prof. Dr. Cenk Yaltırak ve ekibi 2002’den beri Marmara’nın çoklu fay sistemine sahip olduğunu verilerle gösteriyor. 22.000 km’lik sismik veriyle oluşturdukları yeni modelde tek fay yok. 3/ Yaltırak’a göre: 📍 1999 depremi = aslında 3 farklı fayın kırılmasıdır 📍 2023 Maraş ana depremi = eş zamanlı 2 fay kırılarak toplamda 7.8 büyüklüğünde enerji üretmiştir 📍 Marmara = Şu anda da aktif 4 fay segmenti var Bu ne demek? "Tek fay" modeli haritası ile Marmara yanlış senaryolarla yönlendiriliyor. 4/ Bugün hala kamu kurumlarının ve AFAD’ın kullandığı tehlike haritası, bu "tek fay" modeline dayanıyor. Yeni yapılan binaların dayanıklılığı da bu modele göre hesaplanıyor. Cenk Yaltırak açıkça uyarıyor: 'Bu haritanın kendisi tehlike.' 5/ Yeni harita diyor ki: 📍 2 sokak ötede bile deprem ivmesi farklı
Deprem