Özellikle bu son yıllarda başımıza birçok felaketler yağdı. Halen da çilemizi doldurmuş değiliz. Sebebi; din işlerinde olduğu gibi, dünya işlerinde de gevşek davranmamızdır
Yusuf Alpaydın tarafından “Avrupa Merkezciliği Aşamayan Sosyal Bilim Müfredatımız: Temsil Krizi ve Reform Zorunluluğu” isimli çalışma bu bağlamda manidar bilgiler sunmaktadır. Çalışmaya göre "Türkiye'de sosyal bilimler müfredatı, hâlen büyük ölçüde Batı epistemolojisine dayalı bir bilgi sistematiği üzerinden şekillenmekte; bu durum yerli ve İslâmi düşünce geleneğinin sistematik biçimde dışlanmasına yol açmaktadır. Yapılan içerik analizi çalışması, Türkiye'nin önde gelen devlet ve vakıf üniversitelerinde okutulan 3.183 ders izlencesi üzerinden, Fârâbi, İbn Sinâ, Gazzâli gibi klasik Müslüman düşünürlerin müfredattaki temsiline dair ciddi bir eksiklik bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Buna karşılık Kant, Hegel, Weber, Foucault gibi Batılı düşünürlerin hemen tüm programlarda merkezi bir konumda yer aldığı gözlemlenmektedir. Temsil sorununun yalnızca bireysel tercihlere değil, modernleşme süreçleriyle şekillenen ideolojik yönelimlere, kurumsal alışkanlıklara, akademik çevrelerdeki Batı merkezli bilgi tasavvuruna ve pedagojik materyal eksikliğine dayandığı anlaşılmaktadır. Bu tek yönlü yaklaşım, öğrencilerde topluma ve medeniyete karşı yabancılaşma, bilimsel ve felsefi merakın zayıflaması, entelektüel özgüven kaybı gibi çeşitli psikososyal sonuçlar doğurmakta; farklı bilgi geleneklerine dayalı eleştirel ve çoğulcu düşünce biçimlerinin gelişimini engellemektedir.
Bu çerçevede, sosyal bilimler eğitiminin epistemolojik temellerinin yeniden gözden geçirilmesi; klasik ve modern Müslüman düşünürlerin güncel meselelerle ilişkilendirilerek müfredata dâhil edilmesi ve pedagojik açıdan nitelikli kaynaklarla desteklenmesi, Türkiye'de entelektüel bağımsızlığın, akademik çoğulculuğun ve kültürel aidiyetin yeniden inşası bakımından elzem görünmektedir.
"Git Kürtleri Kürtlerle konuş,ama buna cesaretin veya niyetin yoksa,sen de bir general olarak Kürt sözcüğünü ağzına bile alma! Çünkü Kürtlerin en büyük dramı, halen kendi adına konuşma hakkını elde edememiş olmalarıdır."
Güzellik
Aslında bakarsanız, bir resmin güzelliği, sanatçının konu aldığı şeyin güzelliğinden gelmez (22).
Picasso, bir horozu çizdiği başka bir çalışmasında, sadece onun görünüşünü vermekle yetinmemiş, horozun saldırganlığını, arsızlığını ve bönlüğünü de ortaya çıkarmak istemiştir (26).
Sanattan zevk almak eğitim işidir. Belki de çok yatırım yaptığımız için kendimizi kandırıyoruz.
Gizemli Başlangıçlar
İlkel toplumlarda sanat, büyü, din iç içe. Güç edinmek ve bir araya gelmek için sanat var. Hayvanların gücüne sahip olmak: Hala sadece taş aletler kullanan ve kayaların üzerine büyüsel amaçlarla hayvan resmi kazıyan ilkel topluluklar vardır. Düzenli sürdürdükleri festivallerde hayvan kılığına bürünerek ve hayvanlar gibi hareket ederek törensel danslar yapan kimi kabileler de vardır (40).
Mısır Mezopotamya Girit
Yunan ustalar Mısırlılardan öğrendiler ve biz hepimiz Yunanlıların öğrencileriz (50).
Doğa gözlemi ve Geometri: Keskin doğa gözlemi ve geometrik düzenin bu şekilde bir araya gelişi tüm Mısır sanatının ortak özelliğidir.
• Bu yapıtlar hoşlanılsın diye yapılmamışlardı. Bunların da amacı yaşamı korumaktı (51).
• Öte dünyada giderken hizmetçiler yerine hizmetçilerin yerini tutacak heykeller yapılıyor. Robot gibi bir şey: Bu dünyanın büyük adamlarının yanına gerçek uşaklar yerine onların imgeleri kondu. Mısır mezarlarında bulunan resimler ve heykellerin amacı ruha öte dünyada yardımcı olmak, ona eşlik etmekti; aynı inanç, çoğu erken kültürde de görülür (51). Çindeki Terracotta ordusu 7000 kişilik ordu. Savaşçıları
• Öteki dünyaya eksik gitmesin. MISIRDA insan figürü: Mısırlı sanatçılar insan figürünün önemli buldukları her yerini resme katmalarına izin veren bir kuralı izlediler (53).
Mısır sanatı ÇEŞİT YOK: Kimse sanatçıdan farklı bir şey istemiyor, kimse onun
Sömürgecilik kapitalist yayılmacılığın bir sonucu muydu, yoksa doymak bilmez işadamlarının tesa-düfen ellerine geçirdikleri bir girişim mi? Son tahlilde bütün bunların hiçbiri önemli değildir. Önemli olan, bugünkü sömür-geleştirme ve sömürgeleştirilen gerçeğidir. Sömürgeleştirile-nin sömürgeleştirme olmadan nasıl olacağını hiç bilmiyoruz, ama bunun sonucunda neler olduğunu kesinlikle görüyoruz. Sömürgeci boyun eğdirmek ve sömürmek için sömürge insa-nını tarihsel ve toplumsal, kültürel ve teknik akışın dışına itti.
Güncel ve gerçek olan şey, sömürge insanının kültürünün, toplumunun ve teknolojisinin ciddi bir zarar gördüğü, karşı-lığında da yeni bir yetenek ve yeni bir kültür edinmediğidir.
Sömürgeleştirmenin açık sonucu, artık sömürge halkı arasın-da sanatçı ve teknisyen kalmamasıdır. Sömürge halkı arasında teknik bir yetersizliğin var olduğu da doğrudur. Sömürgeci tepeden bakar bir havayla, "Arap tarzı çalışma," der. Ama bı-rakın davranışı için bir mazeret ve lehine bir kıyaslama nok-tası bulmayı, bunda kendi suçunu görmesi gerekir. Sömürge insanının nasıl çalışılacağını bilmediği doğrudur. Ama onlara modern teknikler nerede öğretildi, kim öğretti? Meslek okul-ları ve çıraklık merkezleri neredeydi?
Bazen, "Endüstriyel yöntemlere çok fazla önem veriyorsun.
Ya el sanatları? Kurumuş ağaçtan yapılmış şu masaya bak; ne-den sandık tahtalarıyla yapılmış? İşçiliği de kötü, kötü plan-lanmış, ne boyanmış ne de cilalanmış," denildiğini işitiyorum. Evet, elbette bu tasvir doğrudur. O çay masalarının tek doğru dürüst özelliği biçimleridir -zanaatkârların yüzyıllar kadar eski gelenekten gelen yeteneğidir bu. Geri kalanına gelince, yaratıyı esinleyen taleptir. Bu masalar kimler için yapılıyor? Satın alan kişi rende, cila ya da boya için fazladan para ödeye-cek durumda değil. Bu