Puan vermedi·352 syf.··
2026 67. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:30
Fransa'nın ilk resmi devr-i âlem seferi ve Louis - Antoine de Bougainville 1766 yılında Bougainville liderliğinde biri tedarikçi olmak üzere iki gemi ve her türden bilimsel ataştırmacıların da yer aldığı 400 kişilik mürettebatıyla Brest kentinden Atlas Okyanusu'na açılırlar. Hiç bir yere uğramadan İspanyollar ve Portekizliler tarafından paylaşılmış Güney Amerika'ya varırlar ama zamanlama kötüdür. Bölge siyasi karışıklıklar içindedir ve bu sebebten ekip Rio De Janeiro, Montevideo ve Buenos Aires arasında mekik dokumak durumunda kalırlar. Bu arada ilk görev olan Falkland Adaları ya da o zamanki adıyla Malvinas'ın İspanyollara teslimini de gerçekleştirilmiş olurlar. Bugün dahi İngiltere ile Arjantin arasında tartışma konusu olan bu ada grubu bu dönemde Fransızların elindeymiş ve başarısız bir kolonileştirme girişimleri de olmuş. Bu noktadan sonra asıl macera başlıyor çünkü bildiğimiz anlamda medeniyetin bittiği yerdeler. Avrupa'nın kıtada yerleşebildiği en güney üç Buenos Aires. Bu şehrin güneyi tam bir muamma. Ellerinde yalan yanlış ve fazlaca eksik haritalarla ve artık efsaneleşmiş kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla Atlas'tan Pasifik Okyanusu'na geçiş yapmak için Macellan boğazını bulmak ve o tehlikelerle dolu labirentte yollarını bulabilmeleri gerekiyor. Aylar süren bu bilinmezlerle dolu tehlikeli boğazı geçmeleri sürecinde pek çok yeni hayvan ve bitki türleri keşfediyorlar, çoğu coğrafi noktayı ilk defa gören Avrupalılar oluyorlar ve o anki ruh hallerine göre kendileri isimlendiriyorlar. Bu isimlendirme olayı Hollanda kontrolündeki Endonezya adalarının doğu ucuna varana kadar devam edecek. Ayrıca, kendi kanılarına göre, tüm dünyada yaşayan topluluklar arasında en sefil hayatı yaşayan , Patagon dedikleri yerli halklarla da bir tür iletişim kuruyorlar. Bu
Dünyanın Çevresinde YolculukLouis-Antoine de Bougainville · Yapı Kredi Yayınları · 200917 okunma
Cesur Yürek
10/10
·46 syf.··
2026 12. kitabı
Konu: Sömürge içerisinde zulüm ve hainlikler, özgürlük için mücadele ve iyilerin kendini feda etmesi. Güncel durum: Birleşik Krallık (İngiltere) ve hâlen bünyesinde İskoçya ve İrlanda. Çok sevdiğim Cesur Yürek filmini, kitap birebir güzel özetlemiş.
BraveheartRandall Wallace · Pearson English Readers · 201414 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·556 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 22:42
Emile Zola — Germinal İşçi , emek , dayanışma, direniş ve devrim umudunun hikayesi. Germinal, tohum ve filizlenme anlamına geliyor. Zola bu kitapta direniş tohumlarının atıldığın da insanlar arasında tohumların nasıl yeşerdiğini filizlendiğini anlatıyor. Zola maden işçilerinin ne kadar zorlu şartlarda çalıştıklarını , yaşam koşullarını , zorlu iş koşullarına isyan etmelerini, grev zamanında çektikleri sıkıntıları ve alın teriyle zengin ettikleri işverenler arasında ki insanlık mücadelesini kaleme almış. Açlık , umut , umutsuzluk, aşk , emek , yoksulluk , eşitsizlik ve direniş hepsini bir anda okuyucuya yansıtıyor . Kitap okuyuca ağır gelebilir çünkü o yaşam koşullarını , çektikleri zorlukları ve açlıklarını okumak insanın içini sızlatıyor… Hem düşündürüyor hem de sorgulamaya yönlendiriyor . Her klasikte olduğu gibi betimlemeler var ama bazı betimlemeler bana göre cidden gereksiz gördüm yada o dönemde böyle olaylar daha çok yaşandığı için yazar böyle yazmak istemişte olabilir. Zola bu kitabı yazarken maden ocaklarına inmiş , işçilerin çalışma koşullarını bizzat kendisi gözlemlemiş ve not tutmuş. Yazarın cenazesinde maden işçileri “Germinal Germinal “ diye bağırmaları haykırmaları olmuş bu da işçiler ile yazarın içten bağ kurduğunu gösteriyor . Germinal ,madenciler için bir sembol haline gelmiş. Ne yazık ki bu sömürü düzeni halen daha devam ediyor olması can sıkıcı. Ülkemizdeki maden ocaklarında yaşanan faciaları çağrıştırıyor… Aradan yüz yıldan fazla zaman geçse de bazı şeyler hiç değişmiyor. Bu da Germinal’i hala güncel kılıyor. — Okuması zor ama okunması şart bir eser diyebilirim.
1000Kitap
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
9/10
·230 syf.··
2026 20. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 14:23
Payot'yu ötekilerden ayıran çok önemli bir yanı var. İradenin eğitimi konusunda ne iyimser ne de kötümser. Son derece gerçekçi, çözüm odaklı ve irade mekanizmasına yönelik güçlü bir gözlemci. Değişimde kilit noktalardan birisi şu: * düşünceler * duygusal haller * eylemler Bu üçü daima birbirini etkiliyor, birbirine dönüşüyor. Sorun sadece birini değiştirmeye çalışmak. Üçünü koordine etmek ve üçünü de her ne olursa olsunlar bizim seçtiğimizi unutmamak gerekiyor. Eğer bu üçünü senkronize ederek eşzamanlı yavaş, düzenli, disiplinli ve sabırlı biçimde yönetemezsek benlik bütünlüğümüz parçalanıyor ve başarısız tutarsız oluyoruz. Kendimize yabancılaşıyoruz daha da çok. Etrafımızda ve kendi içimizde birçok acının kaynağı da bu dengesizlik hali değil midir? düşüncemiz başka, duygumuz başka ve eylemimiz bambaşka olduğu için ıstırap çekiyoruz. Geçerliliğini yitirmiş bazı önerme ve önerileri de bulunsa, Jules Payot'un 1893 tarihli bu eseri halen fazlasıyla güncel ve fazlasıyla bizlere sesleniyor. Mutluluğun da gerçek çabanın da aslında kontrolde ve mücadelede saklı olduğunu dile getirirken, asıl sıkıcı hayatın kontrolsüz yaşanan hedonist bir hayat olduğuna dikkat çekiyor. Yapı itibariyle çağının öğrencilerine sesleniyor olsa da hayatın sürekli bir eğitim, sürekli bir gelişim içinde ilerlediğini düşünürsek her zaman okunabilecek ve her zaman bir şeyler alınacak bir kitap. Jules Payot
Edebiyat
İrade EğitimiJules Payot · İş Bankası Kültür Yayınları · 202438,5bin okunma
Özel Olmayan Sitem
Puan vermedi·124 syf.·
2026 11. kitabı
Merhaba, Eser, büyük şairin en güncel yazılarının bir araya getirilmesinden müteşekkil. Sondan İki de neşrolundu. Onu da alır okuruz inşallah. Okuruz da Özel'le ilk tanışmamdaki etkiyi alamıyorum. Almak zorunda mıyım? Elbette değilim. Halen onu, dediklerinin kıymetli olduğunu düşündüğüm nadide kimselerden görüyorum. Peki bu onu ırgalar mı? Sanmıyorum. Kitapları neden hem Latin harfleriyle hem de eski Türk alfabesiyle yayınlıyor, onu da bilmiyorum. Madem dilimize dönüş, ki bu dönüş onda Türkün, vatanın, imanın, İslamın ve diğer her yüce şeyin başlangıcı, olacak tüm kitapları eski Türkçe yayınla olsun bitsin. Çok kişi olmanın kıymetli olmadığını zaten ısrarla belirtiyorsun. Okuyacak olan yine okur. Bu şekilde insanın aklına hoşa gitmeyecek düşünceler geliyor. Kimin hoşuna gitmeyecek? Elbette İsmet Bey'in değil. O bizleri pek umursar bir tavırda değil gibi ama aynı zamanda öyle gibi. Çünkü belkili konuşmayı pek seviyor. Ayrıca sadece bu yazı dili meselesi de değil. Ondan daha önce, daha önemli gördüğüm bir durum var. Benim ibadetlerim neden modernliğe, hakim kuvvetlere, müşriklere karşı bir tavır olmak durumunda? Benim ibadetim ancak Allah rızası için değil mi? Mesela orucu neden kafirlere bir şey ispat etmek adına bir duruş olarak tutayım? Niyetim neden bu olsun? Yine kendi deyimiyle; neden onlara bir şey ispatlamak, kendimi kanıtlamak zorundayım? Ben onlara bir şeye ikna etmek konumunda mıyım? İnanmıyorlarsa canları cehenneme! Değil mi? Neden başkaları üzerinden kendimi ve inancımı tanımlamalıyım? Tamam medeniyet tek dişi kalmış canavar, tamam teknologi (şair bu kitabında ideoloji, sosyoloji gibi teknolojiyi de "j" harfiyle değil "g" ile yazıyor) dostumuzdan çok hasmımız. Kabul. Bunları hoş görmeyelim. Kabul. Haklısın kesinlikle. Peki çözüm nedir? Dile dönüş ve
Sondan Birİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 202529 okunma
Fildişi Kuleden Gelen Toplum Mesajları
1/10
·168 syf.··
2026 4. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 02:53
Bu kitapla birlikte Nihan Kaya’nın İyi Aile Yoktur Bütün Çocuklar İyidir ve İyi Toplum Yoktur üçlemesini bitirdim. Diğerlerinde olduğu gibi bunda da görüşüm aynı. Nihan Kaya, sanki kendi hayal alemimde yaşıyor gibi bir kitap yazmış. Kadınların ev işi yapmasına dair bir beklenti olması, kadın bu beklentiyi gerçekleştirmese bile, yazara göre cinsel, fiziksel ve psikolojik bir istismar. Benim görüşüme göreyse kadın, bu dayatmalara rağmen ev işi yapmayı reddediyorsa o kadın bu mesele üzerinden istismara uğrayamayacak kadar güçlüdür. Nitekim cinsel istismar, ev işi gibi bir meseleye indirgenemez. Günümüzde halen öz babaları tarafında tecavüze uğrayan kız çocukları varken cinsel istismarın bu kitapla birlikte kollektif ve daha az kayda değer bir meseleye indirgenmeye çalışıldığını düşünüyorum. Dikkatimi çeken bir diğer mesele de kitapta bahsi geçen kıyafet meselesi. Arabistan ve İran’da kadınların istedikleri gibi giyinip sokağa çıkamadıklarını, kapalı giyinmeye hükümetleri tarafından mecbur bırakıldıklarını, ama Türkiye’de de sütyensiz dışarı çıkarsak ayıplanacağımızı, bu yüzden bizim toplumumuzda da aynı durumun yaşandığını iddia ediyor yazar. Hem -tırnak içinde söylüyorum- “kadın bağımsızlığını ve özgürlüğünü” bu kadar savunup hem de bu kadar kadın düşmanlığı yapan bir eser daha okumadım. Dünyada halen baş örtüsü takmadığı için öldürülen kadınlar varken biz ülkemizde istediğimiz kıyafetle sokağa çıkabiliyoruz ve sütyen takmamak -şanslıysanız- birkaç rahatsız edici bakış almanızdan öteye çoğunlukla geçmez. Evet, ülkemizin güncel durumunun farkındayım. Kitapta bahsedildiğinin aksine gerçek cinsel istismar vakaları oldukça fazla durumda fakat dünya gündeminin genel haline bakılırsa İran’la kıyaslanabileceğini, hatta İran’la aynı kefeye konulabileceğimizi de düşünmüyorum. Değinmek istediğim bir diğer
İyi Toplum YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20193,698 okunma