-O bir şey ne Çavuş? -O bir şey bilmemen gerektiği için bir şeydir Delibaş.
Sayfa 160 - Lopus Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Meydan kazanı kuruldu, Bebekleri kaynatıldı; Gün görmedik hanımları, Süngü ile oynattılar!" Adana'nın Saimbeyli İlçesi'ndeki Ermeni vahşetini anlatan yukarıdaki dörtlük, devlet çöktükten sonra Türk Milleti'nin başına gelen sonsuz felâketlerin şiirsel ifadesini özetlemektedir. Fransız İşgal Kuvvetleri'nden cesaret alan Ermeniler kendilerine vaadedilen toprakları ele geçirmek için bir sabah erkenden kalkıp, 900 yıllık komşularını öldürmeye başlarlar. Kadınlar ve genç kızlar, silah zoruyla getirilip Hükümet Konağına doldurulur. Çocuklar ve bebekler analarının kucaklarından alınıp, kazanlarda pişirilir, sonra tepsilere dizilerek analarının önüne konulur. Yukarıdaki ezgi, Melek Hatun adındaki bahtsız bir Türk kadının kızıl Afife için yazdığı 20 dörtlükten biridir. Aynı ilçeden bir görgü şahidi, Kürt Genco'nun nasıl öldürüldüğünü, değerli araştırmacı Cezmi Yurtsever'e şöyle anlatmıştır: "... Genco başçavuşu yakaladılar. Hükümet Konağı'nın olduğu meydana getirdiler. El ve ayaklarını bir çınar ağacına çiviyle bağladılar, (yâni el ve ayaklarından ağaca çakılılar) Başaşağı, koyun yüzer gibi derisini yüzerek öldürdüler." İnsanı ürperten bu vahşet sahneleri hemen hemen Anadolu'nun işgal görmüş bütün şehirlerinde ya Fransızların, ya İngilizlerin, ya da Rusların gözü önünde yaşanmıştır! Yâni bugün bizi soykırım yapmakla suçlayanlar da parlâmentolarında soykırım kararlarını kabul edenler de aslında Türkler'e karşı soykırım yapanlardır! Biliyoruz ki, Ruslar Doğu'da, İngilizler ve Fransızlar Güney'de Türkler'in elindeki derme çatma savunma araçlarını aldıktan sonra Ermenileri silâhlandırıp, kadınların, çocukların ve yaşlıların üzerine sevketmişlerdir. Batıanadolu'da Yunan birliklerinin vahşetini onaylayan İngiltere, Musul'da Ermenilere ilaveten Nasturileri de Türkler'i yoketmeleri
Sayfa 297 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
EŞKİYA VAN'A HÜKÜMDAR OLUNCA
Çanakkale Savaşları'nın en yoğun olduğu günlerde güneyde İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler, doğu cephesinde de gönüllü olarak Rusların emri altına girdiler. Rusya'nın Van Konsolosu Temren'in, Rus Sefiri'ne yolladığı rapordan anlıyoruz ki, Rusların Van'ı işgal plânı 1908'de başlamıştı. Temren, yeraltı su tesisatında yakalanan 12 Ermeni komitacı arasında Rus tebalıların da bulunduklarını bildiriyor ve ne yapması gerektiğini soruyordu. O'na ne cevap verildi bilmiyoruz. Fakat bir süre sonra nerede ipten kazıktan kurtulmuş öğretmen, papaz, milletvekili, müfettiş türünden câni ruhlu Ermeni maceraperesti varsa, Rusların yönetip yönlendirdiği dünya âlemce bilinen Taşnak Komitası'nın Van Şubesi'ne doluştu! Elebaşıları iki kişiydi: İşhan ve Aram. Her iki sergerde de Kafkas Erinenisıydi. Bunlardan Aram Manukyan, bir Kafkas kasabası olan Şusta'da doğmuş, ilk ve orta tahsilini yaptığı Ermeni okulundan eşkıya olarak mezun olup, dağlara çıkmıştı. Batum'da Alev Basyan tarafından şehit edilen Van Valisi Ali Rıza Paşa'nın katli olayına azmettirici olarak karıştığı için yakalanıp, idama mahkûm edilmiş, tam asılacağı sırada Meşrutiyet imdadına yetişmişti. Alla paçayı kurtarmış bir müddet yine öğretmenlik yapmış, fakat sonra gene dağa çıkmıştı. İşhan adındaki öteki sergerde Rusya'da işlediği suçlardan dolayı idama mahkum olmuş, o da Türkiye'ye kaçarak canını kurtarmıştı. Meşrutiyet'ten sonra Van'ın kaderi bu iki serseri ile bu serserilerden pek de farkları olmayan bizim iki Van Mebusu'nun eline geçti: Lüzumsuz isimlerinden sıkça bahsettiğimiz. Vremyan ve Papazyan! Van İsyanı'nı Ruslar adına örgütleyen bu adamlar, Akdamar Adası'ndaki Ruhban Okulu'nu kapattılar, okula sarf edilmek için gönderilen paraya elkoydular. Örgüt militanlarını Ermeni köylerine öğretmen ve papaz tayin
Sayfa 207 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
510 numaralı üçüncü mevki vagon
... 510 numaralı üçüncü mevki vagon. Jandarmalarla mahkûmlar birinci bölmede. Çavuş daha bir kerre olsun gülmedi. Mavzerler yatırıldıysa da raflara kelepçeler çözülmedi. Ayrı ayrı dünyalarda iki taraf. Kitap okuyor mahkûm Halil. Çevirirken dizinde duran kitabın yapraklarını çok rahat bir ustalıkla kullanıyor bileklerinden demirli parmaklarını. Kitap ve kelepçelerle on üç senedir bu beşinci yolculuğudur. şakaklarında beyaz. Gözlerinin altında çizgiler Halil belki ihtiyarladı biraz. Fakat kitap, kelepçe ve yürek eskimedi. Ve şimdi yürek her zamankinden umutlu Halil okurken kitabını <- Kelepçem,» diye geldi aklına, <<Seni pulluk yapacağız kelepçenin demiri.» Ve öyle güzel söylenmiş buldu ki bu fikri yine üzüldü birdenbire ölçülü ve ölçüsüz şiir yazmak hünerini bilmediğine. ...
Sayfa 104·Kitabı okudu
Osmanlı Yönetiminde 'Adem-i Merkeziyetçilik
Din kurumunun bir üyesi olmaktan başka, Osmanlı şehir toplumunda sosyal ayrıcalığın bir diğer yolu kapıkulu sınıfına mensup olmaktı. Kapıkulu sınıfı, sultanın kapısında yetiştirilip eğitilmiş; sonrasında onun otoritesini temsil etmek üzere sultanın kulları olarak taşraya gönderilmiş memur ve askerlerden oluşuyordu. Kapıkulları toplumda özel unvanları (paşa, bey, yeniçeri, çavuş vb.) ve özel kıyafetleri ile tanınırlardı. Bu unvan ve kıyafetleri başkalarının kullanması yasaktı.
Sayfa 82 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Bir miktar uzun lâkin okuyunuz rica ediyorum.
24 Mart 2016'da 21 yaşındaki Abdülfettah eş-Şerîf, işgal altındaki el-Halil'in Eski Şehir merkezinde, bir İsrail askerini bıçaklamaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle vurulmuş ve yere düşmüştü. 18 yaşındaki Çavuş Elor Azaria, karışık nüfuslu Filistin-İsrail kenti Remle'den gelmişti. İsrail ordusunun sağlık biriminde görevliydi. Yerde kanlar içinde yatan Filistinliye ilk yardımda bulunmak yerine tüfeğini doğrulttu ve kafasına yakın mesafeden ateş etti. Şerîfin cansız bedeni siyah bir örtüyle kapatılmış, altından kan sızıyordu. Çevresinde dolaşan askerler ve yerleşimciler ise kayıtsızdı. Cesur bir Filistinli tarafından çekilen bu videoyu izlemeye yüreğim elvermedi. O günden beri düşünüp duruyorum: Bir genci, yerde can çekişen, kendinden sadece birkaç yaş büyük bir yaralıyı böylesine soğukkanlılıkla öldürmeye iten nasıl bir karanlıktı? Kendi sözleriyle: "Bu terörist ölmeli." Hangi korku ve vahşet onun insanlığını bu kadar köreltmişti ki, en ufak bir merhamet ya da tereddüt göstermemişti? Öylesine soğukkanlıydı ki sonrasında babasına yazdığı bir mesajla ne yaptığını anlatmıştı. İsrailli genç askerin yüzüne uzun süre baktım, bir ipucu arar gibi. Kocaman siyah gözlerinde meraklı bir ifade vardı ama yüzüne yerleşmiş o üstünlük duygusu, o kibir, o dokunulmazlık hâli her şeyi bastırıyordu. Ailesinin ona sarılışında da yaptığı şeyin ahlâki yönüne dair en küçük bir tereddüt sezilmiyordu. Öldürülen gencin anne babası, ailesi ya da arkadaşları hiç umurlarında değildi. Aynı şekilde, onu bir kahraman olarak gören İsrail kamuoyunun çoğunluğunun da. Binlerce insan, onun lehine sokaklara döküldü. Gençlerin yüzde altmışı, o Filistinliyi öldürmenin doğru bir şey olduğuna inandığını söyledi. Başbakan Benyamin Netanyahu da ailesini arayarak destek mesajı verdi. Peki, kim yardım edecek bu genç
Sayfa 42·Kitabı okudu
1000Kitap