Çökertmeden çıktım be Halil'im..Yalıkavak Bodrum
Türküde adı geçen Gülsüm, 1889-1908 yıllarında “Çerkez Kaymakam” olarak bilinen Ömer Hulusi Lütfü beyin evinde hizmetçilik yapıyor. Lütfü Bey’in kolcularından İbrahim Çavuş da Gülsüm’ü kendine ikinci eş olarak alıyor. Buna gönlü razı olmayan İbrahim Çavuş’un arkadaşı Halil Efe, Gülsüm’ü alıp dağa kaçırıyor. Yaşananları hazmedemeyen Çerkez Kaymakam, İbrahim Çavuş ile diğer kolcularını toplayıp ikilinin peşine düşüyor. Bu süreçte Halil Efe de çakır mavi gözleriyle ünlü Gülsüm’ün büyüsüne kapılıp âşık oluyor. Halil ile Gülsüm, Yalıkavak’taki ‘Çökertme’ sahilinden adalara kaçmayı planlıyor, Rum denizci Kostapao ve gemicisini rehin alıp yola çıkıyorlar. Kostapao, teknesiyle Aspat beldesi açıklarında ilerlerken, Halil Efe ile Gülsüm’ün içeceklerine ilaç koyup bayıltıyor. Yardımcısı da karaya çıkıp Çerkez Kaymakam’a Halil ve Gülsüm’ün Bitez kıyısındaki teknede olduğunu ihbar ediyor. Bunun üzerine kolcular tekneye ateş açıyor. Kendisi de ateş altında kalan Kostapao demir alıp kaçıyor ama açıkta yakalandığı muhafaza teknesinden açılan ikinci ateşte Hali Efe ağır yaralanıyor. Halil Efe yaralı halde getirildiği Bodrum meydanında bir süre aç susuz bırakılıyor, yine ölmeyince kolcular tarafından boğularak öldürülüyor. ‘Çökertme türküsü’ de bu trajik öykünün ardından ortaya çıkıyor. Çakır Gülsüm ise bir süre yalnız kaldıktan sonra Bodrumlu Ali Galem adında biriyle birlikte yaşıyor ancak Halil Efe’nin aşkını yüreğinden koparamıyor ve ayrılıyor. Güzelliğiyle ünlü Hevse olarak da bilinen Çakır Gülsüm, uzun yıllar dönemin Bodrum Belediye Başkanı Derviş Görgün’ün himayesinde yaşadığı tek katlı evinde ve tek başına yaşama gözlerini yumuyor.youtu.be/V8zFtgfQ6qA?si=...
Ya fetih ya nasip Akdeniz uygarlığını en iyi temsil eden Venedik ve ihtiyar Doc Enrico Dandolo ise, Bizans'a 1180'de Peradaki olaylar ve Venedik kolonisine yapılan zulümden dolayı kin duydugundan seferi Kudüs'e değil Konstantinopolis'e yöneltmişti..." İlber ortaylı-Fatih doğu ve batının efendisi Fatih Sultan Mehmet han kaftanını yukarı Bismillahirrahirrahmanirrahim diyip Allahın 99 adıyla Kuraan okumaya başladı VAKİA suresinin ayetlerini okuyordu Olacak vak'a olduğu zaman Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur diyip yanındakilere döndü yanında zağanos paşa Akşemseddin ve çandarlı vardı olacak olan olur sultanım olacak olan mutlaka vaat edilmiş ve de yazılmıştır vaat edilen ise mutlaka gerçekleşir diyordu Akşemseddin hazretleri defterdar ihsan dedemiz Sultan Mehmedi daha önce yapılan istanbul kuşatmaları hakkında bildirdi Sultan Mehmet kitap okumayı sever okudukları kitapların başında homerosun ilyadası gelirdi defterdar ihsan O, alçaltıcıdır, yükselticidir diyip şehirlerin ve insanların birbirini nasıl yükseltip alçalttığını anlattı Sultanım diyip yerler sarsıldığı zaman ayağımızı kararlı bir iman ile yere basalımki depremler bizi sarsmasın bu şehre daha önce konstantipol denirdi nice devletler krallar kuşatsada o şehri aziz istanbul kapısını kime açacağını iyi bilir sultanım istanbula yapılan kuşatmalardan biride 1203 te yapılan Konstantinopol kuşatmasıdır tarihte 4.haçlı seferinin bir parçasıdır yerler şiddetle sarsıldı dağlar serpildikçe serpildi ocak kızıştı olan oldu ya Nasip İstanbul imanla fetholunacaktır inşAllah Türkler, atlı-göçebe bir toplumdur; hızlı örgütlenmeleri buna bağlıdır ve Uzak Asya'daki komşulukları Moğollar ve Çin İmparatorluğu'yla olmuştur İlber ortaylı-Fatih doğu ve batının efendisi Çandarlı gönülsüzce Sultan Mehmetin fermanını tebliğ
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aziz milletimizin başı sağ olsun.
Askeri kargo uçağı Gürcistan’da düşmüştü… Şehitlerimizin isimleri belli oldu 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷 ASTSUBAY ÜSTÇAVUŞ BERKAY KARACA – KIRKLARELİ Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşen C130 tipi askeri kargo uçağında bulunan Hava Uçak Bakım Astsubay Üstçavuş Berkay Karaca'nın şehadet haberi, Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesindeki ailesine ulaştırıldı. 8 Kasım Mahallesi'nde yaşayan baba Nedim ve anne Nurdan Karaca'ya şehadet haberi yetkililerce verildi. Ailenin yaşadığı binaya Türk bayrağı asıldı. Lüleburgaz Kaymakamı Kemal Yıldız, 65. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın Torun ile Belediye Başkanı Murat Gerenli, eve gelerek aileye taziye dileklerini iletti. Şehidin babası Nedim Karaca'nın emekli uzman çavuş olduğu öğrenildi. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷 KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ NURİ ÖZCAN – KARABÜK Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşen C130 tipi askeri kargo uçağında bulunan Hava Uçak Bakım Astsubay Kıdemli Başçavuş Nuri Özcan'ın şehadet haberi, Karabük'teki ailesine ulaştırıldı. Vali Yardımcısı Mustafa Şahin, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdurrahman Bilgiç ve askeri yetkililer, 54 yaşındaki Özcan'ın annesi Şaziye ve babası Mehmet Özcan'a hastanede şehadet haberini verdi. Haberin ardından şehidin ailesinin yaşadığı Şirinevler Mahallesi'ndeki evine Türk bayrağı asıldı. Özcan'ın evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷 BİNBAŞI NİHAT İLGEN - KAYSERİ Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşen C130 tipi askeri kargo uçağında bulunan Hava Pilot Binbaşı Nihat İlgen'in şehadet haberi, Kayseri'deki ailesine ulaştırıldı. Askeri yetkililer, 38 yaşındaki İlgen'in Sakarya Mahallesi'nde, ailesinin yanında bulunan eşi Ülkü'ye şehadet haberini verdi. Tedbir amaçlı sağlık görevlileri de yetkililere eşlik etti. Haberin ardından evin balkonuna Türk bayrağı asıldı. Şehidin yakınları ve komşuları, aileye
Alıntı
Arakiyeci İbrahim Çavuş Camii
Arakiye takke demek olup cami Takkeci İbrahim Çavuş Camii adıyla de anılır. Gariban bir esnaf olan İbrahim Çavuş yakın çevresine bir cami yaptırmak istediğini söyler. Lakin herkes "be adam sen daha kendine zar zor bakıyorsun. Cami senin neyine" der. Oysa aynı muhitteki Arakiyeci Mehmed Ağa Camii akıllarına gelmez. İbrahim Çavuş'un rüyasında bir ses ona "Bağdat’a git, İmâm-ı Azâm Kapısı’ndan gir. Köprünün başında hurma ağacına tutunmuş bir asma var. O asmadan kısmetin olan üç üzüm tanesini ye” der. Ertesi gün vefakar eşi ile helalleşip belli belirsiz bir rüyanın peşine düşer. Bağdat'a vardığında dinlenir. Oturduğu masanın üstündeki asmaya gözü kayar. Yaşlı bir adam, yabancı buyur bu üzümlerden ye diye konukseverlik gösterir. Sonra sohbet başlar. İbrahim Çavuş nereden geldin diye sorulunca utana sıkıla rüyadan bahseder. Adam, sende hiç akıl yokmuş der. Benzer rüyaları ben de görürüm. O ses İstanbul'da Arakiyeci İbrahim Çavuş'un evinin altında altınlar var. O altınlar senin rızkındır der. Hiç rüya ile amel edip de İstanbul'a gidilir mi deyince İbrahim Çavuş heyecanlanır. Kendine hakim olup sessizliğini korur. Eve döndüğünde altınların gerçek olduğunu görür. Bu altınlar sayesinde hayalindeki camiye kavuşur. İbrahim Çavuş ve oğlu Halil Çavuş'un kabirleri caminin arkasındaki alanda bulunur. Dıştan bakınca üçgen prizma bir çatı görünür. Lakin içten bakınca ahşap bir kubbe göz kamaştırır. Sanki bu bir kubbe değil de İbrahim Çavuş'un eli ile dokuduğu nadide bir takkedir. Yan cephelerin kıble cephesi ile birleştiği köşelerde üzüm salkımlı çiniler göze çarpar. Caminin temel yapıtaşı olan üzümler saygı ile anılmıştır. Tarih ve kültür mirasına sahip çıkmayan bizler için bir kahredici bilgi daha. Camiden çalınan çiniler Lizbon Salazar Müzesi Gülbenkyan koleksiyonunda
Tarih
Atatürk 14 Eylül 1931 günü bir sohbet sırasında milliyetçiliğe yönelişini şöyle anlatmıştır: “Bizim neslin gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hakimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk’ten başka milletlere, bu arada yanlış bir din anlayışıyla Araplara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan ırkdaşlarının etkisiyle Arnavutlara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken “kavmi necip” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türkler ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu. Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk defa Manastır Askerî İdadisinde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısrasıyla başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım. Kurmaylık stajı için verildiğim süvari alayı, Hayfa’da bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve piyade acemi eğitim devri yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap gençlerinden, öğretici kadro da tecrübeli ve Anadolulu kıt’a çavuşları olan Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş, Makedonya Türklerinden, ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı. Erlere çavuşlar talim yaptırıyor, biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk. Yüzbaşı, çavuşlarına karşı sert davranıyor, yeni erlere karşı ise fazla şefkatli görünüyordu. Onların herhangi bir şekilde
Mustafa Kemal Atatürk
18 MART ÇANAKKALE DESTANI
18 MART ÇANAKKALE DESTANI Şair Mesut Kılıçoğlu Çanakkale’yi yazıyorum size, Selâm olsun tüm şehidlerimize. Anlatacağım yiğit Mehmetleri, Bahsedecek tarihler biz Türkleri. Rüzgâr verdi onlar ay- yıldızıma, Sahip çıktı namusuma, ırzıma. Koruyordu Türk ırkının yurdunu, Kaybetmedi Mehmed’im umudunu. Seve seve vermişlerdi canını, Sarmıştık şu boğazın her yanını. Çanakkale hiç böyle yazılmadı, Bu zafer hiç kolay kazanılmadı. Dünya Savaşı geçiyor çok çetin, Kaderiydi Çanakkale milletin. Dünya Savaşının Boğaz Cephesi, Destan yazacaktır Çanakkale’si. Amaç boğazları ele geçirmek, Daha sonra İstanbul’u düşürmek.
Şiir