Kitapla alakalı merak ettiğim şey şu:
Yazar John, yarattığı karakter olan Frederick'e nasıl tahammül etti? Zannederim ki bir yazar oluşturduğu karakterleri bir nevi yaşar, onunla bakar gelişen olaylara. Aslında bu bir hikaye yaratma işinde şarttır. Frederick'in sadece toplumdan kendini dışlamış, ailesiz büyümüş, içine kapanık ve Miranda'yı gerçekten seven biri olduğunu sanmıştım. Hikayenin sonunda onun akıl sağlığının tahminimden daha kötü olduğunu; yaptıklarının yalnızca ahlak dışı sevgiden değil, potansiyel gücün insan eline geçince sınırını tahmin edemeyeceğimiz ölçüde kötü bir insan olmasından ileri geldiğini anladım. Miranda'sız yaşayamayacağını düşünen Frederick'in Miranda öldükten sonra çay yapıp içmesi ne? Sonrasında sırf biraz Miranda'ya benziyor diye bir başka kadını daha kaçırmayı düşünmesi? Kitap son sayfalarında kanımı dondurdu, hepsi bu.
Okuyanın perspektifini değiştirecek veya en azından geliştirecek potansiyele sahip, bitirip bir kenara atılacak değil, ara ara açıp tekrar okunarak ömre pay edilebilecek değerde bir eser. Altı çizilesi, kulağa küpe edilesi veya hiç değilse hak verilesi birçok insan kusuru ve gerekli insani gelişim için önerileri var içerisinde. Birçok cümlesi durup düşünmeye itti beni. Kendini vererek okuyan birinin tesirini hissedeceğini düşünüyorum.
Manidar ve ders çıkarılası birkaç (birbirinden bağımsız) hikayelerden oluşan bir eser. Fazla detay verme taraftarı değilim. Nihayetinde Dostoyevski'nin kalemi.
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102bin okunma
Anlatımı fazlaca sade ve anlaşılır. Kurgusuysa dokunaklı ve hayattan parçaları yansıtıyor. Mükemmel koşullardan zor koşullara sahip hayata geçen Fugui'nin keder yüklü anılarını anlatıyor. Bazen güldüren, çokça duygulandıran ve düşündüren bi eser.
Dünyevi telaşlarımın arasında geç de olsa bitirdiğim kitap. Nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum. Öncelikle kitabın senaryosunun gerçeklikle alakasız olup, fiziki olarak kitabın her detayını yansıtan gerçek bir müzesinin olması kitabı eşsiz kılıyor. İstanbul'a hiç gitmedim. Sırf bu müze için bir gün mutlaka gideceğim kesin. Füsun karakterinin ölümünü okuduğumda bir şey hissetmedim ama nedendir bilmem, Kemal'in ölümü beni dağladı. 70-80'li yılların birçok yönünü gerçeğe en yakın şekilde yansıtan ve toplumsal çatışmaların arasında eşsize yakın aşk kurgusu yaratan Orhan Pamuk'u takdir etmek gerek.