Büyük bir ihtimalle ölmüştük
Şehir kan kıyametti ayaklarımızda
Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
Doğrusu iyi idare etmiştik
Doğrusu iyi haltetmiştik
Yaşayanlar unutmuştu bizi
Biz öldüğümüzle kalmıştık.
- Nedendir bilmem ama en çok bu şiir etkiledi beni. Yirmi yıldır Hamza'nın elleriyle başı dertte imiş. Ne olmuş da cep denen prangalardan kurtarabilmiş o parmakları ¿
Spoiler!
Uğruna her şeyini feda ettiğin yazarlık kariyerine ulaşırken birilerini kaybetmen gerektiğini biliyordum Martin. Fakat bu kaybedişin biri olan (sevdiğin kadın) Ruth'u kaybettiğinde parçalanacağını sanıyordum. Neyse ki normal bir aşıktan daha erken ve az zararla gerçeği gördün. Ruth'u değil, esasında zihninde yarattığın bir kadını sevdiğini, dolaylı yoldan aslında hiç var olmamış birini sevdiğini anlaman beni yeterince tatmin etti. Üstelik aşkın yazarlık kariyerine zerre önem ve değer vermiyorken sen her ne yapıyorsan aşkın uğruna yapıyordun. Layık olayım derken yalnız oldun. Bu yalnızlığa rağmen iradene sarılıp pes etmemen kalbimin tozunu aldı resmen. Fakat ıstırap nihayet seni buldu. Swinburne'ün birkaç satırına kurban gitti ömrün. Kaçmaya çalışırken o ıstıraptan, çarenin kaçmak değil son bulmak olduğunu keşfettin o satırlarda. Nihayetinde birkaç yılda dünyanın gündemine oturan yapıtlar çıkaran beynini, eski Martin olduğun dönemlerde kaçınılmaz dostun olan deniz dalgalarıyla dövdün. Olsun, başardın. Başarıyı da acıyı da en ala noktalarda yaşadın.
Acıdan haz almak, ondan beslenmek bir hastalık mı? Kendi zavallı varlığının farkına varıp, bu alçaklığı yeni acılarla hak ettiği ölçüde tazelemek bilgelik mi, yoksa delilik mi?