Yaşım itibariyle bu savaşın gazilerini tanıma imkânına sahip oldum; onlardan bütün fikir dünyamı ve tarih bilgimi sarsan feci hatıralar dinlemişimdir. Mustafa Kemal Paşa'ya ve yakın arkadaşlarına hayranlığım arttı. Çünkü 1914'te savaşı yönetenlerin yarattığı facia ve imparatorluk halkı arasında sebep oldukları bezginlik onların direnişe geçmesini önlememiştir ve Türk halkı her şeye rağmen Birinci Dünya Savaşı'nı yaşayan Avrupa milletleri gibi panik ve nihilizme kapılmamış, 1919-22 döne-minde Kurtuluş Savaşı'na devam edebilmiştir.
Çanakkale Savaşları'nın İngiltere ve sömürgelerindeki askerler için ilginç bir Türk imajı oluşturduğunu söylemem lazım. Gençliğimde, yetmişli yılların başında Londrada bir yaşlı hanım yanıma oturunca kalktım ve eşine yer verdim. "Lüzum yoktu buna genç adam" dedi. "Yok, bizde ådettir" dedim. Bizde ådet deyince, "Nerelisiniz?" dedi, "Türküm" dedim. "Ben Gelibolu'da savaştım" dedi. "Türklerden belki pek hoşlanmıyorsunuz" diye devam ettim. "Yoo, tam tersi" dedi ve devam etti: "Bizim askerler olarak, Türklere çok saygımız var. Centilmen düşman olarak görürüz; iyi savaşçıdırlar. Sorun şunlardan çıkıyor" dedi. Yanından geçmekte olduğumuz Foreign Office'i işaret etti. Benzer bir durum, hatta daha da ötesi Avustralya ve Yeni Zelandada da vardır. ANZAC idi onlar ve Gelibolu'ya Türk düşmanı olarak geldiler; bizimle savaştılar ve cephede düşman olmamıza, canlarımıza kast etmelerine rağmen bizdeki farklılığı gördüler. O sebeple bu çevrelerde bir Türk sempatisi vardır.