Öncelikle karakterin sesi yoktur. Sadece sesi mi? İsmi de yoktur. Onun ismi Beyaz Mantolu Adam'dır. Bu isim ona giysi-sinden dolayı verilmiştir. Modern zamanlara yöneltilen bir eleşti-ridir bu. İnsanların giysilerine/görünüşüne bakılarak değer veril-diği veya verilmediği bir dünyaya işaret. Modern zamanlar, giy-silere cinsiyet yüklemiştir. Donun, gömleğin, paltonun cinsiyeti vardır. Herkes, her şeyi, her renkte giyemez. Kumaş renginin, di-kimin, üstündeki aksesuarın cinsiyetle, zenginlikle, soy ile, rütbe ile yakından ilgisi vardır.
Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun. Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir. Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle. Bilgi için de böyle. Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o “şey” olur. O şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar. Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın. Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir. Taşları yeme, taşları yemek yasak.
_Gördüm, Trifon. Bir kıştı. Toriğe çıkmıştık. Bulunduğumuz nişanda pamuk balığı dedikleri bir canavar olduğunu işitmiştik. Bu balığın yavrusu yirmi yirmi beş kilo ağırlığında olurmuş diye duyardık. Bu yavruları büyükler, bir tehlike karşısında yutarlar; tehlike atladıktan sonra tekrar kusarlarmış. Düşün Trifon pamukbalığı ne kadar kocaman bir şey. Pamuk balığını o akşam Rüstem Çavuş yakalamıştı. Biz, bütün kayıklar onun etrafını almıştık. Bembeyaz, hakikaten pamuk gibi bembeyaz bir mahluktu. Yalnız ağzı, görülecek bir şeydi! Belki şu kapı kadar büyük. Dişleri yoktu. Rüstem Çavuş balığın karnına bıçağı daldırınca, bu karnın içinde dört tane dip diri yavru bulduk.