Puan vermedi·86 syf.··
2026 14. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 17:51
Evgenia "Mars"/Bonçeva Elmazova ve eşi 1907 senesinde Bulgaristan'dan "Türk payitahtına" geliyorlar. Galata taraflarında bir otelde kalan çift Beyoğlu'nu, Büyükada'yı, Haliç gibi yerleri gezmiş Cuma Selamlığı'na katılmış, Galata Mevlevihanesi'ne ve Demir Kilise'ye de gitmişlerdir. Ülkede kaldıkları süre zarfınca pek çok sanatsal etkinliğe katılmışlardır. Kitabın "Sunuş" kısmını yazan Prof. Dr. Hüseyin Mevsim'in de değindiği gibi Evgania'nın gayri objektif bir bakışaçısı vardır. Örneğin, daha yolculuk esnasında bile Türk askerleri ile Bulgar askerlerini kıyaslar, trende sunulan şartlarla bile "İşte, derin Şark'a yaklaştığımız belli oluyor." der. Zaman zaman üslubu da "tepeden bakma" izleri de taşır. Elbette ki dönemin siyasî yaşamına ve en baş siyasî figürüne -yani padişaha- yönelik yorumları, kendince doğru teşhisleri mevcuttur. Kitap süresince Bulgar tarihine, kültürüne dair değinmeler ve dipnotlar da bilgi akışında mevcut. Kitapta akıcı ve okunaklı bir anlatım var. Yukarıda bahsedildiği üzere, objektif olmayan tutumu bilerek, "farklı bir perspektiften tarihi okumak" için tercih edebilirsiniz.
Tarih
Abdülhamid İstanbul'unda Bir Kadın SeyyahEvgenia Mars · Kitap Yayınevi · 201933 okunma
8/10
·238 syf.··
2026 8. kitabı
Felsefe ve tarihin iç içe geçtiği, okuyucusunu gerçek anlamda doyuran bir roman. Kurgu doğrusal bir zaman üzerinde ilerlemiyor, yer yer sizi geçmişe, geleceğe ve o ana götürebiliyor. Okuyucuyu her an zinde tutan bir olay örgüsü var. Osmanlı Dönemi ile ilgili araştırmalar yapma ve daha fazla bilgi edinme isteği uyandırıyor bu da bonusu :) Keyifli okumalar..
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
Reklam
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 130. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
"İNSAN NASIL KAYBEDER" "Gazali'nin ilerlemeci olmak zorunda olmamasının belki de en temel nedeni şudur: O, tarihi bir yarış olarak görmez. Geçmişi aşılması gereken bir yük değil, anlaşılması gereken bir birikim olarak okur. Ama bu birikimi de sorgulamaktan geri durmaz. Ne geçmişe teslim olur ne geleceği putlaştırır. Bu ara duruş, ne ilerlemeci ne gerici etiketine rahatça oturur." Kaybetmek deyince aklımıza ne gelir? Zaman, imkân, statü, para… Oysa asıl kaybedilen şey bunların hiçbiri değildir. İnsanın kaybettiği şey, insanın kendisidir. Ve bu kaybediş, sandığımız gibi büyük bir çöküşle, açık bir inkârla, bir anda olmaz. Hayır. Çok daha sinsi bir yolu vardır: Küçük gevşemelerle, makul gerekçelerle, yavaş yavaş. İnsanın kendini rahatlatma stratejileri şaşırtıcı derecede yaratıcıdır. Bunların en sinsisi belki de şudur: “Benden daha kötü durumda olanlar da var.” Bu cümle kulağa tevazu gibi gelir, oysa çoğu zaman içi boş bir tesellidir. Gazali bunu yüzyıllar önce şöyle ifade etmiş: “Kendisinden aşağı olana bakıp rahatlayan kimse, hakikatte yükselmemiştir.” Neden mi? Çünkü gerçek yükseliş, başkasının düşüklüğüyle değil, kendi eksikliğinle yüzleşmekle başlar. Gazali’yi bugün hâlâ konuşuyor olmamız tesadüf değil. Onu önemli kılan, insanın kendini aldatma biçimlerini bu kadar açık görebilmesidir. Bugün bilgiye her zamankinden daha kolay ulaşıyoruz. İslami içerikler, vaazlar, kitaplar, podcast’ler… Parmak ucumuzda. Fakat Gazali’nin uyarısı şu: Bilgi insanı daha uyanık ve sorumlu bir hayata taşır mı, yoksa ona sahte bir güven mi verir? Çoğu zaman ikincisi oluyor. Öğrendikçe rahatlıyor, okudukça tatmin oluyor ama hayatımızda hiçbir şey değişmiyor. Gazali’nin en çarpıcı tespitlerinden biri şu: İnsan, doğru kavramlarla bile kendini aldatabilir. “İyi niyetliyim” deriz. “Niyetim
Edebiyat
İnsan Nasıl Kaybeder?İmam Gazali · Destek Yayınları · 2026231 okunma
9/10
·269 syf.·
Beğendi
·
2026 45. kitabı
Heyet V , serinin önceki kitaplarında olduğu gibi devlet, istihbarat, özel kuvvetler ve “derin devlet” kavramları etrafında ilerleyen bir kurgu-araştırma karışımı eser olarak sunuluyor. Kitabın alt başlığı “Devletin Künyesiz Evlatları”dır ve özellikle bordo bereliler, istihbarat görevlileri ve devlet adına görünmeden çalışan unsurlar üzerine yoğunlaşır. Kitapta anlatım yine “usta”, “dayı”, “fakülteli” gibi karakterlerin sohbetleri üzerinden ilerler. Bu karakterler okuyucuya devlet mekanizmasının görünmeyen taraflarını, operasyonları ve geçmişten günümüze uzanan gizli mücadeleleri aktarırlar. Anlatılan olaylar çoğu zaman resmi tarihin veya kamuoyunun bildiği versiyonların ötesinde yorumlanır. Yazarın temel tezi, devletlerin görünen yönlerinin dışında çok daha derin ve uzun vadeli planlar yapan bir aklın bulunduğudur. Eserin ilk bölümlerinde özel kuvvetlerin oluşumu, eğitim süreçleri ve operasyon mantığı ele alınır. Halk arasında bordo bereliler olarak bilinen askerlerin yalnızca savaşan birlikler olmadığı, gerektiğinde psikolojik harp, istihbarat ve gizli görevlerde de rol oynadıkları anlatılır. Kitap, farklı ülkelerin özel kuvvetlerinden de örnekler vererek Türk özel kuvvetlerinin tarihsel gelişimini açıklamaya çalışır. İlerleyen bölümlerde istihbarat dünyasına geçilir. Burada devletlerin yalnızca ordularla değil, bilgi toplama ve yönlendirme faaliyetleriyle de savaştıkları fikri işlenir. MİT, CIA, çeşitli gizli servisler ve uluslararası güç odakları üzerinden örnekler verilir. Casusluk faaliyetleri, çift taraflı ajanlar ve devletlerin perde arkasında yürüttüğü operasyonlar kitabın önemli temalarından biridir. Kitabın dikkat çeken kısımlarından biri de “Siyah Sancak” ve çeşitli gizli semboller üzerine yapılan yorumlardır. Yazar, tarih boyunca bazı sembollerin
Edebiyat
Heyet VHalil Yaşar Kollu · Lopus Yayınları · 2023180 okunma
Ama o tcavüz değil bak, olgu. Tcavz de bi örnek zaten. Bak sen!
Puan vermedi·651 syf.··
2026 3. kitabı
İlk ikiyüz sayfasına kadar net favorilerimde ilk üçe gireceğini düşündüğüm, son sayfada ise bok görmüş gibi ifade ve iştahsızlıkla kapağını kapadığım bir kitap. Baştan şunu belirteyim, ben asla yazarın kanaat önderliği yapmasını, illa finalde kötülüklerin cezalandırılmasını gerekli bulan biri değilimdir. Ama yazarın alt tonda ne tür bir zihniyete sahip olduğunu da anlayamayacak kadar gerizekalı biri olmadığımı düşünüyorum. Tamam, başrolün yediği bütün naneler bu sefer bir olgu olarak, gerçeğin kendisi değil de sürekli bir varsayım olarak yaşanıyor ve olayların rüyaya benzer bir belirsizlik taşıdığı da kesin. Ama finalde "bu zaten bi rüya o yüzden tecavüze de o kadar tepki vermeye gerek yok" diye bağlayamazsın, hadi bunu da illa olgulara bağladık ve ben fazla doğruculuk yapıyorum diyelim, rüyasında tecavüze uğramış bi kıza failinin egosu kırılmasın, aman ponçik kalbi üzülmesin diye hala psikolojik hizmet yaptırmaz, daha da kötüsü bunu mağdur kızın kendisi canıgönülden şevkle isteyerek yapıyo, bakın kızın da umrunda değil abartmayın minvalinde bir gözdağı ile vermezsin. Okuyucuyum ben, senin temcit pilavını yemek için almadım bu kitabı! Eserlerinde aksiyon olarak safi cinselliği kullanan bir yazarsın sen. Ve kitabında bir değil, iki değil, üç farklı şekilde "tecavüzü de çok abartmayın yeaa" alt tonuyla yedirmeye çalışıyorsun. Her boku bir sebebe illa bağlattın, hepimizi olağanüstü subjektif bi yoldan "kalıp dışı kanılara" sevk ettirdin diyelim, yine de bir şeyi bu kadar ısrarla tekrar etmenin cevabı düpedüz dayatmadır, öyle olduğuna inandırmaya çalışmaktır. Hassiktir oradan murakami. Vallahi tadım tuzum bozuldu ya, bi kere de amk dünyasında şu suç "şeytana uydum ağam" diye subjektif bahanelerle kabullendirilmeye çalışılmasın ya, bunu zaten faillerin kendisi yapıyo biz de
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
Heyet 4
Puan vermedi·280 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 19:18
Alp Er Tunga gerçekten Türk destanlarında geçen çok önemli bir figürdür. İran kaynaklarında onun karşılığı genellikle “Afrasyab” olarak geçer. Özellikle Şehname içinde Pers-Turan savaşlarında büyük bir düşman olarak anlatılır. Türklerin ilk büyük hükümdarlarından biri olarak kabul edilir ama “peygamber” olduğu görüşü tarih dünyasında genel kabul görmez. Bu daha çok bazı yorumcuların veya ideolojik eserlerin iddiasıdır. Kur’an’daki Zülkarneyn ile Alp Er Tunga’nın aynı kişi olduğu da kesin tarihî bilgi değildir. Bu konuda: Büyük İskender diyenler, Pers kralı diyenler, Türk hükümdarı diyenler vardır. Yani bu tamamen tartışmalı bir konudur. Viking kısmına gelirsek: Vikingler tarihsel olarak İskandinav kökenlidir. İlk merkezleri bugünkü Norveç, Danimarka ve İsveç çevresidir. Almanya çevresindeki Germen topluluklarıyla bağlantıları vardır ama “Türk kökenli oldukları” akademik tarihte kabul edilen bir görüş değildir. Bazı araştırmacılar runik alfabeler ile Göktürk alfabesi arasında benzerlik kurmuştur. Ancak benzer alfabe olması doğrudan aynı millet olduklarını kanıtlamaz. Etrüskler konusunda: Etrüskler gerçekten Roma’dan önce İtalya’da yaşamıştır. Kökenleri hâlâ tam çözülememiştir. Türk kökenli olduklarını savunan bazı araştırmalar vardır ama bu ana akım tarih görüşü değildir. Herodot onların Anadolu’dan geldiğini yazmıştır. Buradan hareketle bazı kişiler Türk bağlantısı kurmaya çalışır. Tomris Hatun kısmı ise tarihî olarak daha güçlü kaynaklara dayanır Tomris Hatun gerçekten yaşamış kabul edilen önemli bir hükümdardır. Pers kralı Büyük Kyros ile savaştığı antik kaynaklarda geçer. Kyros’un ölüm şekli tam kesin değildir ama Herodot’un anlattığı “kan dolu kap” hikâyesi tarihin en meşhur anlatılarından biridir.
Tarih
Heyet IVHalil Yaşar Kollu · Lopus Yayınevi · 2020958 okunma
Reklam
Reklam