10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Murray Stein & Elena Caramazza – Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük Problemi İnsan ruhu, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız, karanlık bir coğrafya. Bu kitap, o coğrafyanın en tekinsiz dehlizlerine doğru yapılan derin bir kazı çalışması niteliğinde. Murray Stein ve Elena Caramazza, analitik psikolojinin sınırlarını genişleterek felsefi, mitolojik ve edebi bir sorgulama alanı açıyor. Metin; doğrusal zamanın ağırlığını, vicdanın sızısını ve varoluşun en çiğ gerçeği olan karanlığı edebi bir derinlikle masaya yatırıyor. Bireyin kendi gölgesiyle yüzleşmesini anlatan bu eser, insan doğasının parçalanmışlığını ve yeniden bütünleşme çabasını anlamak adına sarsıcı bir kılavuz. Eser, insan varoluşunun üç büyük düğümünü merkezine alan üç ana bölümden oluşuyor: 1. Bölüm: Zamansallık (Ruhun Kronolojik Kıskacı) Bu bölümde, modern insanın doğrusal zaman (Kronos) içindeki sıkışmışlığı ve bilinçdışının zamansız, döngüsel yapısı inceleniyor. Ruhun mitolojik zamana ve köklere duyduğu hasret, psikolojik krizler üzerinden temellendiriliyor. "Bilinçdışı için dün, bugün ve yarın yoktur; o, her anı eşzamanlı yaşayan kadim bir anlatıcıdır." 2. Bölüm: Suçluluk (Bireyleşmenin Sancılı Eşiği) İkinci bölüm, suçluluk duygusunu bireysel bir patoloji olmaktan çıkarıp kolektif bir boyuta taşıyor. Jungcu ekolün en önemli aşaması olan "bireyleşme" sürecinde, suçluluk duygusunun insanı kendisi olmaya zorlayan dönüştürücü gücü anlatılıyor. "Gölgesiyle yüzleşmeyen insan, suçluluk duygusunu bir pranga gibi taşır; oysa bu sancı, ruhun kendi kendini doğurma çabasıdır." Üçüncü Bölüm: Kötülük Problemi (Karanlığın Somut Gerçekliği) Son bölümde, kötülük kavramı teolojik ve psikolojik açılardan masaya yatırılıyor. Kötülüğün sadece "iyiliğin yokluğu" olmadığı, insan doğasında ve mitlerde somut,
Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük ProblemiMurray Stein · Albaraka Yayınları · 20261 okunma
İnsan Ruhunun Karanlığı ve Çelişkileri Üzerine
8/10
·222 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin bu kitabını okurken gerçekten çok büyük bir keyif aldım. İçinde hem birbirinden vurucu öyküler hem de sarsıcı bir tiyatro oyunu barındırması, metinler arasında gezinirken bambaşka duygulara geçiş yapmamı sağladı. Kitaba adını veren “Kağnı” başlığı altındaki ilk öykülerde okuma tempomun ister istemez yavaşladığını fark ettim; sanki yazarın dili burada çok daha ağır, çok daha sindirilerek okunmayı talep ediyordu bizden. Ama buna rağmen o boğucu, o sert genel atmosfer beni daha ilk sayfalardan tamamen içine çekmeyi başardı. Kitapta beni en çok etkileyen, tabiri caizse can evimden vuran kısım ise hiç şüphesiz “Esirler” oyunu oldu. Orada kurulan o devasa dramatik yapı ve karakterlerin o kor gibi yanan iç dünyası beni diğer öykülere kıyasla çok daha derinden, çok daha başka bir yerden yakaladı. KAĞNI Bu öykü, bir köyde güpegündüz cinayete kurban giden bir delikanlının ardından, yaşlı annesinin yaşadığı o kapkara ve katmanlı trajediyi acayip sarsıcı bir biçimde önümüze koyuyor. O yaşlı kadının, biricik oğlunun ölümünü bile birilerine dile getirmekten, hakkını aramaktan korkup çekinmesi; o adalet arayışının, kırsal yaşamın o vahşi gerçekleriyle ve bitmek bilmeyen geçim kaygısıyla anında bastırılması, aslında yalnızca bireysel bir anne acısını anlatmıyor bize. Dönemin o çürümüş sosyo-psikolojik atmosferini de tamamen görünür kılıyor. Devlet mekanizmasının o insanı tüketen yavaşlığı ve köy hayatının bu sistemden ne kadar kopuk olduğu, kadının iç dünyasında bir süre sonra buz gibi bir çaresizlik ve amansız bir kabulleniş duygusu yaratıyor; sanki o yoksulluğun içinde adalet aramak bile kadın için ulaşılmaz bir lüks haline geliyor. Ancak öykünün asıl çarpıcı, insanın boğazını düğümleyen yanı o finaldeki kırılma anında saklı. Köyden birinin ihbarı üzerine
Edebiyat
Kağnı - Ses - EsirlerSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20197,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·498 syf.··
2026 3. kitabı
·
528 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 14:54
Ebeveynlik Pusulasını Akranlara Kaptırmak: "Çocuklarınıza Tutunun" Üzerine ​Gordon Neufeld ve Gabor Maté’nin ortak kaleme aldığı "Çocuklarınıza Tutunun", raflarda sıradan bir "çocuk yetiştirme rehberi" gibi dursa da, aslında modern topluma, aile yapısına ve eğitim sistemine getirilmiş çok güçlü bir psikolojik eleştiridir. Kitap, ebeveynlerin çocuklarıyla yaşadığı çatışmaların temel nedenini tek bir kavrama dayandırıyor: Akran Bağlanması (Peer Orientation). ​1. Doğal Olmayan Bir Sapma: Yatay Bağlanma ​Gelişim psikoloğu Neufeld ve Dr. Gabor Maté, insanlık tarihi boyunca kültür ve değer aktarımının her zaman "dikey" (yetişkinden çocuğa) ilerlediğini hatırlatarak başlıyor söze. Ancak günümüz dünyasında, çocukların kendilerine rehber olarak ebeveynlerini değil, kendi yaş grubunu (akranlarını) seçtiğini görüyoruz. Yazarlar bunun gelişimsel bir sapma olduğunu savunuyor. ​Bir çocuğun, hayata dair henüz hiçbir şey bilmeyen, tıpkı kendisi gibi ham ve olgunlaşmamış başka bir çocuğa tutunması; bir körün başka bir köre kılavuzluk etmesinden farksızdır. Akran grupları çocuklara koşulsuz sevgi sunamaz; aksine, acımasız bir "onaylanma ve dışlanma" döngüsü içinde onları sürekli kaygılı bir bireye dönüştürür. ​2. Disiplin Değil, İlişki Sorunu ​Kitabın en sevdiğim ve altını defalarca çizdiğim yönü, ebeveynlikteki "yöntem" çılgınlığını eleştirmesi oldu. Modern ebeveynlik sürekli taktikler, ceza/ödül mekanizmaları veya mola yöntemleri öneriyor. Oysa yazarlar net bir şekilde haykırıyor: Sorun bir davranış sorunu değil, ilişki sorunudur. Çocuğunuzun kalbine ve bağına sahip değilseniz, ona yön veremezsiniz. ​"Çocuklar kendilerini yönlendirecek olan kişilere bağlanırlar. Eğer bu kişi ebeveyn değilse, ebeveynin söz hakkı ve rehberlik gücü elinden alınmış demektir." ​3. Dijital Çağda "Kültür
Çocuklarınıza TutununGabor Mate · Hep Kitap · 2019400 okunma
Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız deli kalırız. Samuel Beckett
8/10
·720 syf.·
2026 42. kitabı
Sevgili Dedem, Mesajı Aldık Ama Biraz Yorulmadık mı? Sistemi deliler üzerinden sallamak dâhice bir fikir, evet... Ama aynı fikrin etrafında yüzlerce sayfa dönüp durmak? İşte orada biraz duracağız. Hüseyin Rahmi Gürpınar benim edebiyattaki en sevdiğim yol arkadaşlarımdan biridir; adeta dertleştiğim bir dedem gibidir. Ancak en sevdiklerimize karşı her zaman en dürüst olmak zorundayız. Ben Deli miyim?, yazarın o bildiğimiz riyakar ahlak anlayışını, unvanları ve toplumsal maskeleri delilik-akıllılık paradoksuyla yerden yere vurduğu, teoride muazzam bir sistem eleştirisi. Ama pratikte? İlk kez bir Hüseyin Rahmi kitabını okurken saatin ne kadar yavaş ilerlediğini fark ettim. Hüseyin Rahmi, deliler üzerinden harika bir sistem eleştirisi inşa ediyor, toplumsal unvanların ve normların arkasındaki ikiyüzlülüğü çok doğru bir yerden yakalıyor. Fakat bu felsefi altyapı, hikayeyi bir süre sonra öyle bir kısırlığa hapsediyor ki, konu bir adım bile ileri gitmiyor. Roman, muazzam diyaloglarla süslenmiş ama kendi kuyruğunu kovalayan bir döngüden ibaret kalıyor. O tekinsiz, sisli insan doğasını ve unvanların sahteliğini izlemek keyifli olsa da, konunun durağanlığı bir noktadan sonra "İlk kez bir Hüseyin Rahmi kitabında sıkılıyorum galiba" dedirtiyor. Usta yazarın o bildiğimiz, insanı peşinden sürükleyen dinamik olay örgüsü, bu kez fikrin ve konunun ağırlığı altında biraz ezilmiş. Ben Deli miyim?, Hüseyin Rahmi’nin o hayran olduğum diyalog yazma becerisiyle ayakta duran, diliyle büyüleyen ama konusuyla sınıfta kalan, dâhice başlayıp tekrara düşen bir başkaldırı romanı. Yine de bu okuma deneyiminin elini güçlendiren çok özel bir yanı vardı. Koç Üniversitesi Yayınları'nın "Tuhaf Etki" serisinden çıkan bu baskı, hem sadeleştirilmiş metni hem de Latin
Ben Deli miyim?Hüseyin Rahmi Gürpınar · Koç Üniversitesi Yayınları · 20181,023 okunma
Lanet olsun bu kitaba. Biz zaten aptalız da 60 sayfa boyunca aynı şeyleri tekrar ediyorsun. Ben size özetleyeyim. Zamanı kontrol edemezsiniz ilk 60 sayfa bunu anlatıyor. Kim bilir sonraki sayfalarda da devam ediyordur çünkü yarım bıraktım. Hemen ardından Ayn Rand'ın Bencilliğin Erdemi okudum ve 3 sayfada 50 tane şey öğrendim. Biliyorum arkadaşlar kitap çok ilgi çekici gözüküyor. Hayatın en büyük gerçeği ve aynı zamanda en büyük sorunlarından birine parmak basacak gibi duruyor ama öyle değil. Birincisi yazarın anlattığı sorunlar çoğunlukla kendi kişisel yaşantısını ilgilendiren "beyaz yaka çalışmak" ile ilgili. İkincisi yazar hiç ama hiç özlü bir anlatım yapamamış. Üçüncüsü üslup berbat. Bunu karmaşık anlamında söylemiyorum, yersiz şakalar olan anlam bütünlüğü çoğu zaman sekteye uğrayan çok ama çok ham bir eser var. Daha da yazmak istemiyorum. Size tavsiyem okumayın.
Dört Bin HaftaOliver Burkeman · Epsilon Yayınevi · 202363 okunma
Hayvan Mezarlığı /İnceleme/
Puan vermedi·375 syf.·
2026 107. kitabı
Hayvan Mezarlığı, Stephen King’in insan ruhundaki o en ham, en ilkel acıyı —evlat kaybetme ve yas tutma dehşetini— masaya yatırdığı, öyle ki mürekkebinden sızan o zifiri karanlıktan kendisi bile korkup biten taslağı yıllarla kilit altında tuttuğu sarsıcı bir zirve noktasıdır. Kitabın sayfalarını araladığınız an, kendinizi o ucuz, anlık sıçratma efektleriyle dolu korku hikayelerinin çok uzağında; ölümün o soğuk, nefes kesen trajedisiyle ve yas sürecinin insanı nasıl deliliğin eşiğine getirebileceği gerçeğiyle baş başa bulursunuz. Asıl dehası da buradadır yazarın; hikayeyi sadece lanetli toprakların efsanesi üzerine kurmak yerine, "Bir insan, canından çok sevdiği birini kaybettikten sonra kaderi geri bükmek için ne kadar ileri gidebilir?" sorusunun o çiğ ve can acıtan cevabını arar. Sahi, elinizde ölümü alt edecek sihirli ama tekinsiz bir anahtar olsaydı, doğuracağı felaketleri bile bile o yasak kapıyı açmaktan kendinizi alıkoyabilir miydiniz; yoksa bazen ölümün aslında hayata dahil olan, kabullenilmesi gereken bir lütuf olduğunu anlamak için her şeyin paramparça olmasını mı beklerdiniz? King, bir babanın çaresizliğini ve çürümenin psikolojisini o kadar eyvallahsız, o kadar insansı ve şiirsel bir tekinsizlikle anlatıyor ki, gerilimin dozu sadece korkudan değil, o muazzam dramın ağırlığından dolayı göğsünüzü sıkıştırıyor. İşte bu yüzden; korku edebiyatının aslında insan trajedisini anlatan en güçlü ayna olduğunu görmek ve ruhun o karanlık sınırlarında gezinmek isteyen her sıkı okurun bu klasiği mutlaka satır satır dimağına kazıması gerekiyor. Size ucuz bir mutlu son vadetmeyen, aksine hayattaki en büyük kâbusumuz olan "kaybetmek" gerçeğiyle sizi en çıplak haliyle yüzleştiren bu roman; kapağını kapattığınızda bile günlerce zihninizde o kadim ormanın fısıltılarını
Edebiyat
Hayvan MezarlığıStephen King · Altın Kitaplar · 201914,5bin okunma
Reklam
Reklam