"Ve biz, ham ruhlar, yabani ruhlar, bir türlü pişemiyoruz. Derimizde hafif bir ılıklık duysak yandık sanıyoruz. İçimize küçük bir kurt girse yedi mahalleyi ayağa kaldırıyoruz." (Tohum)
Yıllar yılı hacıdan, hocadan duya duya düşünmeden içine yerleşmiş olan dinsel öğütlerin yavaş yavaş, birer ham sıva gibi döküldüğünü görüyordu.
Yudumladığı rakısını masaya koydu. Peki ama, bütün bunları Ulu Cami’nin, Tahtalı Cami’nin, öteki camilerin kocaman kocaman sarıklı hocaları, din uluları bilmiyorlar mıydı?
İyi karakter doğanın meyvesidir. Ne çok olgunlaşıp çürüsün ne de ham kalsın.
Karakteriniz görmüş geçirmiş olsun ama paradokslarda boğulmasın. Bazen iki insanın arasındaki fark bir insanla bir hayvan arasındaki farktan bile büyüktür. Özde olmasa da belli şartlar altında, karakterle ilgilidir bu farklar. O zaman karakteri de yontmak lazım.
Güzelliği bir hile, bir katakulli, kozmetik bir yalan gibi görürlerdi. Bu kayıtsızlığı biraz olsun ifade eden terimlerden biri, iltifat olarak birine "ham elmas" denmesidir; yani kömür parçası gibi görünen bir cevher! Kendi kendilerine keşfettikleri Güzellik, direniş ve dayanışmayla yakından ilintili, görünmez bir şeydi.