Hami Aygün

Hami Aygün
@hamiaygun
Sorgulanmayan Hayat Yaşanmaya Değmez.. Zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var?
Selam Olsun Kierkegaard ve Regine'ya
Puan vermedi·144 syf.··
2023 67. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2023 23:22
Andre Gide'nin Pastoral Senfoni'sinden sonra okuduğum ikinci kitabıda yine aşk ve din konulu olmasından dolayı daha da okur muyum bilemiyorum. Gide eseri yazarken Kierkegaard'dan etkinlenmişmidir bilinmez ancak Teist düşünür Kierkegaard, varolan her yapıda, Tanrı’nın izlerini görür. Aşkın bir varlık olan Tanrı, kendisine değen her şeyi kendisi gibi yüceltir. Kendi ontolojik düzeyine doğru olan bu yükseliş, iman eden insanı sonsuzluğa götürür. Kierkegaard’ın anlayışında iman, insanın varoluşsal yapısına değer katıp; onu, inanmayana kıyasla daha değerli kılar. İman eden insan, Tanrı’ya yönelttiği imanı sayesinde uçsuz bucaksız evrende yalnızlık ve terkedilmişlik duygularından kurtulur. Tanrı karşısında tek başına olan birey, mutlak bir yalnızlık içindedir. Bu yalnızlık, herkesin kendisinin baş edebileceği bir durumdur. Yalnızlık yükünü benim yerime bir başkası üstlenemez. Acizliğinin farkında olan insan, Tanrı’nın kudreti karşısında büyük bir korkuya kapılır. Bu kudret, inananı hem korkutur hem de ona güven verir. İşte kitaptaki Alissa'da tam olarak bu şekilde düşünen bir kızımızdır. Gelelim işin aşk kısmına yani Jarome. Jarome divane bir aşık ancak onun aşkı algılayış biçimi ve Alissa'nınki bir türlü uyuşamıyor. Ta kii kız ölüp günlükler çıkana kadar. Tasavvufta da bir çok kez tartışılan bu konuyu şu üç alıntıyla bitirelim. AŞK'a uçarsan kanatların yanar. Sadi Şirazi AŞK'a uçmazsan kanat neye yarar. Mevlana AŞK'a varınca kanadı kim arar. Yunus Emre
Din
Dar KapıAndré Gide · Sel Yayıncılık · 20234,525 okunma
Reklam
Bir insanın bir insanı öldürmesi kendisini öldürmesinden de zordur.
10/10
·318 syf.··
2023 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2023 00:57
Yaşar Kemal'in Kafkasya'dan, Arabistan çöllerine, Atina'dan, Karadeniz'e ve oradan da Toroslara uzanan destansı başyapıtı. Karınca Adasında başlayan hikaye tam tarih belirtilmese de mübadele yılı olan 1930'da Marmara civarında tasvir edilen bir adada geçmektedir. Poyraz Musa'nın kasabaya gelişi ve adaya yerleşmesi ile birlikte başlayan hikayede mübadele öncesi dönemde Türklerin ve Rumların iç içe geçmiş kültürlerle birbirlerine ne kadar bağlı olduklarının Yaşar Kemal'in muhteşem betimlemeleriyle görüyoruz. Kendi ana topraklarından koparılan veya kopmak zorunda kalan insanların geçmişe özlemleri bir çok karakterin farklı coğrafyalara özlemleri ile anlatılıyor. Vasili Atoynatanoğlu'nun adada tek başına geçirdiği günler ve Kedi ile olan kader birliği Robinson Cruise tadındaydı. Poyraz Musa'nın adaya gelişinin ardından Vasili'nin ikircikli iç sesleri insan psikoloji üzerinden çok önemli bir mesaj veriyor bizlere ''İnsana İnsan Gerek!'' Vasili'nin ve Poyraz Musa'nın geçmişleri savaşların, yıkımların ne denli korkunç olduğunu gösterirken sadece yitip giden canlar dışında yaşanan ağır travmaları ve toplumun hafızasını nasıl şekillendirdiğini muhteşem bir dille anlatıyor. Kitapta travmatik veya manevi bir derinliği olmayan neredeyse bir tane bile karakter bulunmuyor. Lena Ana, Milto Çavuş, Kadri Kaptan, Nüfus Memuru Üzeyir, Reis Panosaki, Hançerli Efe, Emir Sultan, Melek Ana... Anadolu'nun çok katmanlı, bin bir çeşit kültürünün ve insanlarının anlatıldığı bu muazzam kitapta mitolojilerden de beslenen Yaşar Kemal bize şunları söylüyor ve soruyor; ''Bir tek insan ne kadar acı çekerse bütün insanlar o kadar acı çekiyor demektir. Bir insanla birlikte bütün insanlık öldürülmüyor mu ?
İnsan ve Toplum
Fırat Suyu Kan Akıyor BaksanaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20208,2bin okunma
Uygarlığın Çöküşü ve Jack London'un İleri Görüşlülüğü
9/10
·72 syf.··
2023 30. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2023 01:01
Kıyamet sonrası edebiyatının ilk kitabı sayılan Kızıl Veba; Jack London'un 100 yıl sonrası için kurduğu distopik evreni modern sinema dünyasını ve distopya kitaplarını da büyük ölçüde etkilemiştir. Jack London kitap boyunca yaptığı tahminlerde dünya nüfusu, Avrupa nüfusu ve olayların geçtiği eyaletlerin durumları hakkında çok yakın tahminlerde bulunuyor. Aynı zamanda kitabın yaşandığı dönem ve öncesindeki salgın hastalıklar hakkında da geniş çaplı bir araştırma sahibi olduğunu belli ediyor. Kitaba gelecek olursak ihtiyar Profesör Smith'in torunlarına salgının başlangıcı ve gelişimi hakkında bilimsel ve tarihsel verileri kullanarak anlattığı anıları diyebiliriz. Salgının üzerinden geçen 60 yılın ardından insanın kaos karşısında ne derece korkunç bir kişiliğe büründüğünü yaşanan olaylardan görüyoruz. Ayrıca dünyanın sonunun gelmesinin ardından nitelikli insan kalmaması dede ve torunlar arasında bir kuşak farkından ziyade bir medeniyet farkının oluştuğunu gösteriyor. Kitabın en çarpıcı noktası bir zamanlar ayaktakımı arasında olan insanların değişen dünyada eski yöneticileri acımasızca hor görmeleriydi. Yeniden medeniyeti inşa etmesi gereken insanların bastırılmış kötülüklerini dışa vurumunu gördüğümüz kısmın dışında kitabın sonundaki torunların istençleri ile de muazzam bir toplum eleştirisi yapılmıştır. İktidar, güç ve din üzerinden yönetilmiş insanlık hiç ders almadan aynı devinimini sürdürmeye devam ediyor.
İnsan ve Toplum
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Yanlış Anlaşılmış Schopenhauer!!!
7/10
·80 syf.··
2023 15. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2023 00:52
Öncelikle Schopenhauer okumayı herkese tavsiye etmem. Özellikle ön yargılı bir okuma yapacaksanız hiç başlamamanızı öneririm. Kendisi kadınlar arasında kadın düşmanlığı denilince ilk akla gelen isim olmak ile birlikte bu yakıştırmayı yapmadan öncesinde içinde bulunduğu dönemi ve felsefesini anlamak gerekir. Aşkın Metafiziği tarafsız bir gözle ve dönemin felsefesi bilinmeden havada kalacak bir eserdir. Schopenhauer neden önemlidir? Aşkın Metafiziği 1818 yılında yazılmış bir kitaptır ve bu 1858 yani evrim teorisinin ilk ortaya atılma tarihinden tam 40 sene öncedir. Schopenhauer kitapta basit bir tabir ile evrimin derinliklerine inmeden insanın da doğanın bir parçası olduğunu ve insanın en temel içgüdülerinden birinin cinsel istenç olduğunu söyler. Ve bunun toplumu şekillendirmesi ve bireylerin seçimlerini etkilemesini inceler. Kadınlar hakkında acımasız söylemleri olsa bile içinde bulunan dönemde ne yazık ki bu şekilde bir görüş hakimdi. Dilerseniz diğer filozofların kadınlar hakkında söylemlerinden kısa bir seçkiyi paylaşıyorum. Ayrıca Schopenhauer'un hayatını da detaylı incelemek isterseniz annesi ile yaşamış olduğu gençlik dönemlerini incelemenizi öneririm. Ludwig Wittgenstein Kadınlara oy verme hakkının verilmemesi gerektiğini savunmuş ve sosyal ortamlarda kadınları ciddiye almayan tavırlar sergilemiştir. Jean Jacques Rousseau Discours adlı eserinde kadınların sanattan veya işe yarar herhangi bir şeyden anlayamayacağını söylemiştir. Hatta bu söylemi Schopenhauer tarafından aşka ve kadınlara dair eserinde yeniden dile getirilmiştir. Friedrich Nietzsche İyinin ve kötünün ötesinde adlı eserinde cinsel organlarında sorun olan kadınların öğrenmeye meraklı olduğunu söylemiştir. İmmanuel Kant Kant'ın cinsiyetçiliği de Schopenhauer gibi aşikar. direkt olarak
İnsan ve Hayat
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Yapı Kredi Yayınları · 201916,8bin okunma
Unamuno'nun İnsanları
8/10
·128 syf.··
2023 10. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2023 17:55
Unamuno'nun bakış açısını ve felsefi derinliğini yansıtan kısa ama muhteşem 3 öyküden oluşan eser Unamuno'nun eleştirmenlere ve roman karakterlerine yaptığı önsöz ile başlıyor. Her insanın yedi erdemi ve yedi günahı içinde barındırdığını söyleyen Unamuno Don Kişot'tan da örnekler vererek aslında roman karakterlerinin yazan kişilere değil herkese ait olduğunu söylüyor. Önsözünde bahsettiği üzere 3 öyküsündeki karakterlerde de erdem ve günahların bastırılmış ve baskın hallerini öyle yalın bir dille anlatıyor ki 50 sayfa içerisinde karakter gelişimi inanılmaz bir noktaya evrilmiş oluyor. İki Anne, Lumbria Markisi, Tam Bir Erkek isimli 3 öyküde aşk, gurur, kıskançlık, pişmanlık duygularını karakterler ile birlikte yaşıyoruz. Ve tabiki trajik ölümler de hikayelere daha acı bir tat veriyor. Don Juan, Luisa ve Julia..
Hayata Dair
Üç Örnek Öykü ve Bir ÖnsözMiguel de Unamuno · Can Yayınları · 20201,437 okunma
Reklam