Yaşar Kemal'in Kafkasya'dan, Arabistan çöllerine, Atina'dan, Karadeniz'e ve oradan da Toroslara uzanan destansı başyapıtı.
Karınca Adasında başlayan hikaye tam tarih belirtilmese de mübadele yılı olan 1930'da Marmara civarında tasvir edilen bir adada geçmektedir.
Poyraz Musa'nın kasabaya gelişi ve adaya yerleşmesi ile birlikte başlayan hikayede mübadele öncesi dönemde Türklerin ve Rumların iç içe geçmiş kültürlerle birbirlerine ne kadar bağlı olduklarının Yaşar Kemal'in muhteşem betimlemeleriyle görüyoruz. Kendi ana topraklarından koparılan veya kopmak zorunda kalan insanların geçmişe özlemleri bir çok karakterin farklı coğrafyalara özlemleri ile anlatılıyor.
Vasili Atoynatanoğlu'nun adada tek başına geçirdiği günler ve Kedi ile olan kader birliği Robinson Cruise tadındaydı. Poyraz Musa'nın adaya gelişinin ardından Vasili'nin ikircikli iç sesleri insan psikoloji üzerinden çok önemli bir mesaj veriyor bizlere ''İnsana İnsan Gerek!''
Vasili'nin ve Poyraz Musa'nın geçmişleri savaşların, yıkımların ne denli korkunç olduğunu gösterirken sadece yitip giden canlar dışında yaşanan ağır travmaları ve toplumun hafızasını nasıl şekillendirdiğini muhteşem bir dille anlatıyor.
Kitapta travmatik veya manevi bir derinliği olmayan neredeyse bir tane bile karakter bulunmuyor. Lena Ana, Milto Çavuş, Kadri Kaptan, Nüfus Memuru Üzeyir, Reis Panosaki, Hançerli Efe, Emir Sultan, Melek Ana...
Anadolu'nun çok katmanlı, bin bir çeşit kültürünün ve insanlarının anlatıldığı bu muazzam kitapta mitolojilerden de beslenen Yaşar Kemal bize şunları söylüyor ve soruyor;
''Bir tek insan ne kadar acı çekerse bütün insanlar o kadar acı çekiyor demektir. Bir insanla birlikte bütün insanlık öldürülmüyor mu ?