Hamide Betül

İkinci Nükte:
Cehennem'in vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakikî adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünki nasıl bin masumların hukukunu çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zalimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil yüzer bîçarelere yüzer merhametsizliktir. Aynen öyle de; Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hem esma-i İlahiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmaya şehadet eden mevcudatın şehadetlerini tekzib ile hukuklarına tecavüz ve mahlukatın o esmaya karşı tesbihkârane yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatın gaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekası olan tezahür-ü rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzib ile hukukuna bir nevi tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki affa kabiliyeti kalmaz. اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ âyetinin tehdidine müstahak olur. Onu Cehennem'e atmamak, bir yersiz merhamete mukabil, hukuklarına taarruz edilen hadsiz davacılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o davacılar Cehennem'in vücudunu istedikleri gibi, izzet-i celal ve azamet-i kemal dahi kat'î isterler. Evet nasıl bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranın izzetli hâkimine dese: "Beni hapse atamazsın ve yapamazsın." diye izzetine dokunsa, elbette o şehirde hapis olmasa da o edebsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de; kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celaline şiddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemal-i rububiyetine tecavüzüyle ilişiyor. Elbette Cehennem'in pek
Sayfa 48
Din İslam
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"...insanların zalimliği karşısındaki hayretine duyduğu özlemle..."
Alıntı
serin bir rüyanın hatrına
... Ancak Eyüp Baba yine de kendini talihli sayıyordu, çünkü her şeyden aziz tuttuğu bir ailesi vardı. Karısına âşıktı, bırakın ona el kaldırmayı, sesini bile yükseltmezdi. Asla. Karısının fikirlerine değer verir, onun yârenliğinden gerçek bir zevk alırdı. Çocuklara gelince; Tanrı ona bir elin parmakları kadar çocuk nasip etmişti; her birini yürekten sevdiği üç oğlanla iki kız. Kızları terbiyeli, şefkatli, sağlam karakterli ve namusluydu. Oğullarına dürüstlüğün, cesaretin,dostluğun ve yakınmadan canla başla çalışmanın değerini şimdiden öğretmişti. Her iyi evlat gibi babalarının sözünü dinler, tarlada ona yardım ederlerdi.
Alıntı
"Doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan bir toprak var. Seni orada bekleyeceğim." -Mevlana Celaleddin Rumi, 13. yüzyıl
Alıntı
Yıldızlı Alıntı
İslâm toplumunun yıkımı gözle görülmeyecek kadar yavaş oldu. Kuşkusuz, bu yıkım ilkin tek tek Müslümanların içinde başladı. Onların İslâm'ı kavrayışları zayıfladı. İslâm'ı kendi içinden, kendi mantığına göre, kendi hakikatiyle kavrama yolunda yapılan cehtler, yerini İslâm dışı bir mantığa bıraktı. Bu düşünce tarzıysa, İslâmî anlayış tarzına yabancı unsurların, bidatlerin bulaşmasından başka anlam taşımaz. Keza bu düşünce tarzının doğal sonucu olarak, İslâmî yaşayış tarzı yabancı etkilere gümrüklerini açma durumunda kalır. Böylece İslâmî yaşayış tarzı da ortadan kalkmış olur. Fakat değindik, bu süreç birdenbire vuku bulmadı. Yavaş yavaş oluşan bir birikimin hâsılası olarak ortaya çıktı. Bu nedenle de insanlar âdeta içinde bulundukları durumu doğal sanmaya başladı. Mevcut şartlarla insanların zihinleri arasında bir ortaklık meydana geldi. İslâm'a ait olmayan düşünce tarzı, yaşayış biçimi, içten içe gelişen bu durum dolayısıyla onlara doğal bir yaşama biçimi hâlinde göründü. İnsanlar, yaşadıkları İslâm dışı hayat tarzını İslâmî hayat tarzı olarak algıladı.
Sayfa 90·Kitabı okudu