Puan vermedi·260 syf.··
2026 214. kitabı
Jean-Paul Sartre, varoluşçuluk felsefesinin adeta manifestosu niteliğindeki bu kült romanda, tarihçi Antoine Roquentin’in dış dünyaya, nesnelere ve kendi bedenine karşı hissettiği o derin, tekinsiz ve kaçınılmaz "Bulantı" hissini masaya yatırıyor. Hayatın mutlak anlamsızlığı, var olmanın getirdiği o ağır hamlık ve insanın kendi özünü seçmek zorunda oluşunun yarattığı özgürlük sancısı, roman boyunca çarpıcı bir iç döküşle sorgulanıyor. Okuru "Önce var oluruz, sonra kendi özümüzü yaratırız" gerçeğiyle baş başa bırakan, modern edebiyatın en derinlikli sorgulamalarından biri.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128,1bin okunma
6/10
·68 syf.··
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 20:15
Stefan Zweig’ın erken dönem metinlerinden biri olduğu Kızıl bunu açıkça hissettiriyor. Metinde yer yer görülen hamlık ve duygusal yoğunluğun taşkınlığı bu dönemin izleri olarak okunabilir. Buna rağmen Zweig bireyin içine hapsolduğu çıkmazları, bunalımları ve yalnızlığı okura güçlü bir biçimde aktarmayı başarıyor. Anlatı çoğu yerde bu yoğunluk sayesinde sahicilik kazanıyor. Bununla birlikte baş karakterin küçük kıza yönelik bakışı hem etik hem de estetik açıdan sorunlu görünüyor. Bu yaklaşım bir yandan metnin psikolojik derinliğini besleyen bir unsur gibi okunabilir. Öte yandan okurda belirgin bir rahatsızlık uyandıran problemli bir temsil olarak da değerlendirilebilir. Bu kısmın kısa tutulmuş olması anlatının ritmini koruyor. Ancak söz konusu bakışın yeterince sorgulanmadan sunulması metne eleştirel bir mesafe koymayı gerekli kılıyor. Bu nedenle Kızıl güçlü anlatımına rağmen içerdiği bu tür tartışmalı perspektifler üzerinden yeniden düşünülmeyi hak eden bir metin olarak öne çıkıyor.
KızılStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202237bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Görülmek üzere görüntü…
8/10
·152 syf.·
2026 37. kitabı
Albert Camus’nün Mutlu Ölüm romanı, bana kalırsa yazarın zihninde henüz tam şekillenmemiş ama son derece samimi bir düşünce denemesi gibi. Bu yönüyle, daha sonra yazacağı Yabancı’nın adeta bir ön fragmanı hissini veriyor. İsim benzerliği de tesadüf değil; Patrice Mersault karakteri, sanki Meursault’nun henüz tamamlanmamış, arayış içindeki bir versiyonu. Ancak burada karakterin tam olarak nereye ait olduğu belirsiz: Bir yandan mutluluğu bilinçli şekilde arayan, özgürlük ve zaman peşinde koşan bir insan var; diğer yandan ise duygusal olarak kopuk, hayata mesafeli ve yer yer yabancılaşmış bir ruh hali. Bu ikili yapı karakteri biraz “havada” bırakıyor gibi görünse de aslında Camus’nün kendi içsel arayışını da yansıtıyor olabilir. Romanda mutluluğun parayla ve zamanla satın alınabileceği fikri oldukça çıplak ve doğrudan verilirken, bu arayışın sonunda gerçek bir doyuma ulaşılamaması dikkat çekici. Bu noktada kitap, bana göre, “mutlu olma denemesi”nin başarısızlığına dair bir anlatı haline geliyor. Tam da bu yüzden Mutlu Ölüm’den Yabancı’ya doğru bir düşünsel geçiş olduğunu düşünüyorum: Sanki Camus burada mutluluğu aramış, farklı yolları denemiş ama bunun mümkün olmadığını fark edince, bir sonraki eserinde anlam arayışını tamamen terk eden, dünyaya karşı duygusal tepkilerini minimuma indirmiş bir karakter yaratmış. Bu açıdan bakıldığında Mutlu Ölüm, bir arayışın; Yabancı ise o arayıştan vazgeçişin hikâyesi gibi duruyor. Ayrıca romanda Camus’nün kendi hayatından izler de oldukça belirgin: yoksulluk, anneyle kurulan mesafeli ilişki, Cezayir’in güneşi ve denizi… Tüm bu somut ve yaşama yakın unsurların ortasında karakterin giderek içsel bir boşluğa sürüklenmesi, eserin en çarpıcı çelişkilerinden biri. Belki de bu yüzden Camus bu metni yaşarken yayımlamamayı tercih etti; çünkü
1000Kitap
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20226,2bin okunma
İndirilen Kelamın İzinde: Bir Meal Yolculuğu
10/10
·720 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 14:09
Kur’an-ı Kerim mealini nihayet tamamladım. Özellikle mübarek günlerde, Ramazan ayında okuyarak ilerlemeyi tercih ettim; çünkü bu yolculuğun sadece bir okuma değil, aynı zamanda bir içe dönüş ve anlama süreci olmasını istedim. Aceleye getirmeden, sindire sindire, üzerinde düşünerek ilerlemek benim için çok daha anlamlıydı. Bana kalırsa bu eser, dünya üzerindeki hiçbir sanat eseriyle kıyaslanamayacak kadar derin ve eşsiz bir yapıya sahip. Öyle ki diğer tüm eserleri onunla çarpsanız, toplasanız, bölseniz bile yine onun ulaştığı anlam ve etki seviyesine yaklaşamazsınız. Bu yüzden onu sadece bir “kitap” ya da “metin” olarak değerlendirmek eksik kalır; o, başlı başına bir rehber, bir yol gösterici ve aynı zamanda ilahi bir hitaptır. Okudukça şunu çok net hissettim: Bu, beşeri bir metin değil. Kelimelerin dizilişi, anlam katmanlarının derinliği ve her okuyuşta farklı kapılar açması, onun indirildiğini adeta hissettiriyor. Aynı ayetin farklı insanlarda farklı anlamlar uyandırması da bunun en güçlü göstergelerinden biri. Sıradan bir okur bir anlam çıkarırken, kendini yetiştirmiş, derinleşmiş bir insan çok daha farklı boyutlar yakalayabiliyor. Bu durum bana göre mecazi bir “perde” meselesi; insanın iç dünyası, birikimi ve kalbi ne kadar açıksa, ayetlerden aldığı anlam da o kadar genişliyor. Örneğin ilk emir olan “İkra” (Oku) kelimesi bile tek başına bunun en güzel örneklerinden biri. Sadece “okumak” anlamına gelmiyor; aynı zamanda “anlatmak”, “davet etmek” gibi derin anlamları da içinde barındırıyor. Bu da gösteriyor ki Kur’an, yüzeyde görünenin çok ötesinde bir anlam dünyasına sahip. Benim şu anki okuyuşum belki de bir başlangıç, bir “hamlık” seviyesi; fakat her yeniden okuyuşta, her farklı mealde ve her tefekkürde bambaşka anlamlar keşfedileceğine inanıyorum. Kur’an-ı
Kur'an Kerim Meali
Kur'an-ı Kerim MealiKomisyon · Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları · 20102,661 okunma
Mukātil b. Süleyman bahane .
Puan vermedi·142 syf.··
2026 33. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 00:36
İnsanları övmek çok övmek yerden göğe kadar övmek hoş değil. Ama mevzu bahis Âkif hoca ise dengem şaşıyor . Benden şöyle bir insan çıkarmak kolay değil ve gram kadar farkında olmadan zihnime dokundu. İkna oluyorum ya. Adam bir şey söylüyor ve ben diyorum ki evet ben bunu düşünmeye çalışıyordum. Garip. Bu sevgi değil. Övgü değil. Ne bileyim hayranlık filan değil. Mesela onunla oturup bireysel sohbet etsem şu hislerim oluşmaz. Ortamında güzel. Gelişine söylesin hele ben bi dinleyeyim tartayım ne diyor. Böyle bir şeyler. Babamla yaşıt hocam, tabii ki benden çok çok çok önde olacak ilmine bir şey demiyorum ama zihni çok gelişmiş. Zaten ölçü benim zihnim değil de sadece her gün başka bir yönüne tanık olunca seren hoca 50 yılını vermiş bu işe, olabilir diye hatırlatma yapıyorum kendime. Muazzam bu zamanda onun zihni bana göre. Ona gerici diyemezsin ama modern zamanda ilerici de denilemez. Gerçekten garip bir adam. Profesörün de profesyonelini gördük elhamdülillah. Kaynak gibi bir şey. Eğer ben öyle biri olaydım, nasıl biri, hocasına öğrenci olabilecek biri. Tutar da Âkif hocayı malumat ederdim tüm camiaya. Öyle bir baş koyardım ki o dahi şaşırırdı kendine, nasıl bu hale getirdim bu talebeyi diye. Ama değilim. Bence ben o talebe değilim. Kafam gönlüm karışıktır benim. Bir tek mevzuya sevdalandım peşinden gideyim değilim. Yani ilmine ne kadar hayret ve hayranlık duyarsam duyayım ben bir Âkifking olamam. Ömür vermiş adam. Olsun o kadar. Eminim hayatında gurur duyduğu onlarca talebesi vardır ve ben bununla da gurur duyabilirim . No problema. Ama onunla tanış olmak kaliteli bir şey. Onu okumak zihnimi dinlendiriyor. Acayip garip bir şekilde vallahi bu çok çok çok tuhaftır, ben açıp Âkif hocayı dinleyebiliyorum. Asla ama asla bir hacı hoca açıp dinlemişliğim yoktur. Üstelik böyle
Din
Tefsirde Bir Kaynak İncelemesiMehmet Akif Koç · Kitabiyat Yayınları · 20051 okunma
Kuyis
10/10
·88 syf.·
2026 11. kitabı
Kuyis, yalnızca bir kitap değil; erken yaşta fark edilmiş bir iç dünyanın dışavurumu. Eserin en çarpıcı yanlarından biri, Melek Mirhat tarafından 15 yaşında kaleme alınmış olması. Bu yaşta yazılmış bir metinden beklenen hamlık yerine, Kuyis’te dikkat çeken şey derin bir farkındalık ve güçlü bir sezgisel olgunluk. Yazı dili sade, doğrudan ve filtresiz. Bu sadelik bir eksiklik değil; aksine yazarın samimiyetinin en güçlü göstergesi. Cümleler süslü olmak için kurulmamış, doğru olmak için kurulmuş. Bu da metni yapaylıktan uzaklaştırıp gerçek bir iç dökümüne dönüştürüyor. 15 yaşın getirdiği kırılganlık, metnin zaafı değil; tam tersine onun ruhunu taşıyan ana damar. Kuyis, bireysel bir acı anlatısı gibi görünse de satır aralarında güçlü bir toplumsal mesaj barındırıyor. Kitap, özellikle gençlerin bastırılan duygularına, “sus ama dayan” denilerek görünmez kılınan iç çığlıklarına dikkat çekiyor. Toplumun; anlamadan yargılayan, dinlemeden susturan yapısına karşı sessiz bir itiraz niteliği taşıyor. Yazar, bağırarak değil, hissettirerek konuşmayı tercih ediyor. Bu yönüyle Kuyis, genç yaşta yazılmış olmasına rağmen gençlere indirgenebilecek bir kitap değil. Her yaştan okura şunu hatırlatıyor: Duygular yaşla ölçülmez, bastırıldıkça ağırlaşır. Melek Mirhat, bu eserle hem kendi iç dünyasını görünür kılıyor hem de toplumun görmezden geldiği sessiz acılara ışık tutuyor. Kuyis, erken yaşta kaleme alınmış ama erken okunup geçilecek bir kitap değil. Yaşından büyük bir farkındalıkla yazılmış, okurunu da aynı farkındalığa davet eden güçlü bir metin. Kuyis
Edebiyat
KuyisMelek Mirhat · Tilki Kitap · 20253 okunma