Ey insanlar. Canlarım, ciğerlerim. Kim uyuttu sizi yahu?
Alıntı
İnsanoğlu işte: unutmak gibi erdemleri var.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hazret-i Hamza Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan niyaz etti ki: "Ben Cebrail'i görmek istiyorum." Kâ'be'de ona gösterdi. Dayanamadı, bîhuş oldu, yere düştü.
Sayfa 157
Alıntı
Ebu Hamza es-Simâli, Zeynü’l-Abidin Ali b. Hüseyin'den rivayet ediyor: "Kıyamet günü geldiğinde, bir münâdi şöyle seslenir: 'Fazilet ehli ayağa kalksın'. Bazı insanlar ayağa kalkar. Onlara; 'cennete doğru ilerleyin' denilir. Onları melekler karşılar. Kendilerine; 'nereye?' denilir. 'Cennete' derler. 'He-saptan önce mi?' denilir. 'Evet!' derler. 'Siz kimsiniz?' denilir. 'Fazilet sahibiyiz' derler. 'Faziletiniz neydi?' denilir. 'Bize kızıldığında, kızmazdık; zulmedildiğinde, sabrederdik; kederlendiğimizde bağışlardık' derler. Melekler; 'öyleyse, cennete girin. Amel edenlerin ecri ne güzeldir!" derler. Sonra bir münâdi şöyle seslenir: 'Sabır ehli ayağa kalksın!'. İnsanlardan bazıları kalkar. Onlara şöyle denilir: 'Cennete doğru yürüyün'. Onları melekler karşılar. Onlara da aynı soru sorulur. Onlar da; "biz sabır ehliyiz' derler. 'Siz neye sabrettiniz?' denilir. Onlar;: 'nefsimizi, Allah (c.c)' a itaat etmek hususunda sabrettirdik ve Allah (c.c)' a isyan etmemeye karşı sabrettik' derler. Melekler; 'öyleyse cennete girin, amel edenlerin ecri ne güzeldir!' derler. Sonra bir mümâdi şöyle seslenir: 'Allah (c:c)'ın evindeki komşuları ayağa kalksın!". Insanlardan bazıları ayağa kalkar onların sayıları azdır. Onlara; 'cennete yürüyün" denilir. Onları melekler karşılar. Onlara; "Allah (c.c)'a, evinde nasıl komşu oldunuz?" denilir. Onlar; 'Allah (c.c) için birbirimizi ziyaret ederdik, birbirimizle birlikte otururduk, birbirimize verirdik' derler. Melekler; 'cennete girin, amel edenlerin ecri ne güzeldir!' derler."
Sayfa 212·Kitabı okuyor
İslam epistemolojisi [bilgi kuramı] noktainazarından baktığımızda, Tanrı'nın var olduğu kanaatine sadece tümdengelim, tümevarım gibi yöntemler, felsefi veya bilimsel deliller üzerinden varılmamıştır. Bu deliller ancak fıtratı uyandırır ve gölge altında kalmaktan kurtarır ki insan doğuştan gelen Tanrı bilgi-sinin farkına varabilsin. Tanrı'nın varlığı ve O'nun bizim ibadetimize layık olduğu gerçeği fitrat tarafından zaten bilinen bir şeydir, yani fıtrata malumdur. Fakat fitrat, sosyalleşme ve diğer harici etkenler ile gölgelenebilir. Dolayısıyla aklî argümanların buradaki işlevi/rolü, bize "zaten biliyor olduklarımızı hatır-latmasıdır".
Sayfa 115·Kitabı okudu
Bir teist, ateist olan arkadaşını akşam yemeğine davet eder ve yemek sırasında ateist, "Biliyor musun, Tanrı yoktur. Varlığını gösteren hiçbir delil yok." Teist, Tanrı'nın varlığını ispat etmek için bir sürü argümanla cevap verir. Fakat teist, doğru bir usül üzere mi konuşuyor? Tanrı'nın neden var olduğunu anlatmadan evvel, Tanrı'nın varlığının sorgulanmasının neden varsayılan soru olduğunu irdelememiz gerekmiyor mu? Nitekim, "Tanrı neden vardır?' şeklinde bir soru sorulmamalıdır. Sorulması gereken: 'O'nun varlığını reddetmek için sebepler nelerdir?' sorusudur. Lütfen beni yanlış anlamayın. Ben inanıyorum ki, Tanrı'nın varlığına olan inancımızı destekleyen birçok iyi arggüman var ve bu argümanlar kitapta da ele alınıyor. Burada değinmek istediğim şey, eğer Tanrı'nın varlığına karşı bir argüman yoksa, makul olarak varsayılan pozisyon, Tanrı'ya inan-mak olmalıdır. Aksi halde "Tanrı yoktur' demek, hiçbir sebep olmaksızın geçmişin varlığını sorgulamakla aynı şey olur. Bu açıdan bakıldığında ateizm, gayritabiidir/anormaldir.
Sayfa 102·Kitabı okudu