Reşat Nuri Güntekin, bence yazar kimliğinden ayrıca çok iyi karakter tahlili yapabilen, iyi bir gözlemci. Görmezden geldiğimiz tek taraflı düşünerek yargıladığımız her olayın aslında diğer tarafını da bize gösteriyor. Bunu Bir Kadın Düşmanı kitabında da fark etmiştim.Bu kitapta ise hayatı boyunca bir yerlere gelebilmek için uğraşan, idealleri ve ilkeleri uğruna yaşayan ama birer birer tüm ilke ve ideallerini kaybeden Mürşit'in ve kızı Zehranın hikayesini anlatıyor. Kitap boyunca başta bende Zehra gibi Mürşit'ten nefret etsem de sonunda olayın diğer tarafını görüp anlayabildim.
Reşat Nuri Güntekin kitabı 1928 yılında yazmış, ancak düşünüyorum da günümüz Türkiyesinin memuriyet yaşamınında 1928den bir farkı yok. Hala Mürşit gibi kazandığımız konumu, parayı hakkıyla elde etmiş olmak için canla başla çalışınca göze batıyoruz, koyun oluyoruz.Çalışmayıp hayatını sürenlerin işine çomak sokmuş oluyoruz. En sonunda da düzeni bozan olup işimizden oluyoruz. Mürşit'te tüm bu ortamlarda düzeni yavaş yavaş keşfediyor. En sonunda ilke ve ideallerinin en azından bir kısmından vazgeçip sakin bir hayat sürmeye karar verecekken, belki de en büyük hatasını yapıyor. Yanlış eş seçimi..
Yazarın kitaplarında aile yaşamını, kadınlar için eğitimin önemini bu denli dikkatle ele alıp anlatmasına bayılıyorum.Çalıkuşunda olduğu gibi bu kitapta da Zehra, okumuş bir muallime. Kendi ayakları üstünde durabilen bir genç kadın. Mürşit'in yanlışlarla dolu evliliğinden kurtarabildiği kızını eğitime teslim etmesi de yazarın yine 1928 yılında eğitime verdiği önemi gösteriyor. Yıl olmuş 2021 biz hala bazı tevekkellere anlatamıyoruz.Kitabın sonu da beklentiyi oldukça karşılıyor.
Aynı zamanda Trt'nin yayınladığı Ediz Hun'un başrolünü oynadığı 7 bölümlük dizisi var aynı isimle.Çalıkuşu versiyonunu izlemiştim ve
Başlamadan önce biraz tedirgin olsam da okuduktan sonra kitabı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.Okuduğum ilk Charles Bukowski kitabıydı ve bundan sonra da okurum gibi geliyor. Kitapta Henry Chinaski'nin(Ki kendisi aslında Charles Bukowski olur) iki yıl gazetecilik okuduktan sonra bölümü bırakmasıyla asıl hayatı başlar. Babasıyla zıt düşünceler taşımalarından dolayı hayat felsefesi olarak aylaklığı seçer.Neden bilmiyorum ama kitabı okurken karakterin hep göründüğü kişiden farklı olma isteğini hissettim.Yazar olmayı gerçekten istemesi ve bunun için uğraşması kitapta beni gerçekten şaşırtan bir kısımdı kendisinin umursamazlığına alışmıştım gerçekten.Kitapta bolca argo olması veya seks ve alkolün üzerinde fazlaca durulması beni rahatsız etmedi.İnsanların yaparken sakladıkları ama başkalarında yargıladıkları şeyleri Henry'nin açıkça göstermesi aslında gerçekten eğlenceliydi okurken.Sürekli iş ve çevre değiştirmesi kitabın bir yerinde beni sıksa da hiçbir şeyi dert etmemesi ve tasasız yaşaması beni çok kıskandırdı galiba okuduğum bölümden dolayı yaşadığı hayat bana renkli geldi.Kitabın sonunu daha farklı hayal etsemde kitabın akışına uygun bir sondu.
Hayvan Çiftliği yazarın okuduğum ilk eseriydi.Aslında inceleme yazılarında kendimi çok iddaalı görmediğimden yazmayı pek tercih etmiyordum ama bu kitabı okuduktan sonra içimdekileri yazma ihtiyacı hissettim.Tek cümleyle siyaset,yönetim ancak bu kadar iyi anlatılabilir diye düşündüm kitabı okurken.Çiftlikteki hayvanların eşitlik ilkesiyle beraber yönetimi ele almalarıyla beraber başlayan bu kitap durumun gittikçe daha beter almasıyla son buluyor.Okurken ister istemez kendi ülkemde yaşanan meclis ortamını görüyor olmak oldukça üzdü(Özellikle Squealer karakterinin cümlelerini okurken çıldıran bir tek ben miyim merak ediyorum.)Kitaba başlarken acaba diye sormadan edemedim,fikir olarak hayvanların isyanı doğru gibi gelmişti ancak son kısımlara doğru yaşanan olaylar kanunun,yönetimin,idarenin bir toplumda eksik veya yanlış olmasının o toplumu nasıl felakete sürükleyeceğini acı bir şekilde görmüş oldum.Kitapta Napoleon ve Boxer karakterleri zıtlıklarıyla kitabı ayrı bir yere taşıdı.Okuduğum en etkileyici sona ve başa sahip kitaplardan biri oldu.
Yorumuma nereden başlasam bilemedim.Kitaba başlamamla bırakmam bir oldu aslında. Böylesine derin anlamlar içeren cümlelerin sahibinin hayatını bilmeden,anlamadan bana göre okunabilecek bir kitap değildi.Kafka kitaplarında dönemin olaylarından çok gelmiş geçmiş zamanların oluşturduğu yanlızlığı, iyi kötü nedir yargısını, suçu,yanlışı kendine göre yorumlamıştır.Sosyal anlamda oldukça aktif olmasına rağmen içten içe oldukça yanlız ve kederli bir insandır.Yahudi asıllıdır ama Prag doğumludur.Babasıyla olan çatışması çoğu kitabına yansımıştır örneğin herkesin bildiği Dönüşümde.Aforizmalarda da Kafka sorunlara kendi yoğun cümleleriyle anlamlar kazandırarak okuyucuya ulaştırmıştır.Ben okurken çoğu cümlenin altında söyleneni anlayabilmek için 2 3 kere tekrar ettim.Bir çırpıda okunmaması gereken ve her cümlenin üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap.Okurken yorsa da kesinlikle bir şans verilmesi gereken bir kitap.Benim en sevdiğim 3,16,55 ve 104 aforizmaydı.
Reşat Nuri Gündekinin en güzel eseridir kanımca. Lise yıllarımda severek okuduğum okumanın bir süre sonra yetmediği TRT yapımı dizisini izlediğim Aydan Şenerin muhteşem oyunculuğuyla Feride karakterine hayat verdiği mükemmel eser.Kitabı okurken Çalıkuşundaki cesareti,sevgiyi,hasreti sonuna kadar hissediyorsunuz ama kendi adıma ben kitapta Feride-Kamuran ikilisinden çok Feride-Hayrullah bey ilişkisine aşık oldum.Hele o Hayrullah beyin mektubunda ki son cümle asla aklımdan çıkmaz."Kendi rızamla sana değil Feride gibi bir kızı evimin kedisini bile teslim etmezdim ama gel gör ki zamane kızlarına laf anlatılmıyor.Sizin gibi kalpsiz,toy delikanlıların nesini severler bilmem ki."Okurken mutlaka ağlayacağınız sonu tahmin edilebilir olsada çok güzel olan mükemmel eser.