Azımsanamayacak kadar ölmüşüm!
Azımsanamayacak denli ölüyüm!
Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye; koşarak düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek. Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını?
Geliyorlar!
Uyuyan arzunun, düşün, imgelemenin, belleğin leş kokularını duymaya geliyorlar. Ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden
ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye.
Ben bir tehdidim onlar için çünkü bir varlığım, cinssiz bir bebek, rolünü bulamamış, iyi ezberleyememiş bir hayvan, her
yöne savrulabilir, dağılabilir bir atom.
Neden büyüdünüz, genleştiniz, yayıldınız, gövdelerinizle, aletlerinizle, anlaklarınızla, aşklarınızla, ağlatılarınızla, güldürülerinizle, yüceliklerle, bayağılıklarla.Yitecek, yitecek kumların dibinde. Bütün yazılanlar, yaşananlar
deli gözüyle bakan ölü bir balık olacak, ölü bir denizin sayılabilir, sayılamaz kumları içinde. Bir sevi/ölüm denizinin,yaşama yanılsaması dibinde! Çıkış yolu mu? Arka pencere hangi gezegene açılır? Baktığı yer yakın bir beyaz duvar. Hayatın neresinden dönülse kardır.
Dönmek istiyorum. Ama sonrası da beni çok ürkütüyor; binlerce binlerce düşüm, dileğim, gerçekleştirmek istediğim şey var. Dünyaya getirdim ben ölümü, kendimle. Kendimi istediğim kadar çok istedim ölümü.