Başarılı komutanlar başka türlüdür: Ne ölüme koşarlar ne de yaşamak İçin beklenti içinde olurlar. Olaylara gore kendilerini değiştirir, öfkeye kapılmaz, kendilerini hiç bir zaman hakaret edilmiş hissetmezler. -CHEN HAO
Sayfa 225·Kitabı okudu
Tahir “Çorba soğuyacak iç haoni” Melek “Eline sağlık”dedim kızgınca Tahir “Afiyet olsun” dedi kızgınca “Çorapların nereydedur?” Melek “Ojelerim daha kurumadi” Tahir “Nasil ojeymiş bu geleli yarim saat oldi hala kurumadi?” Melek “Kurudu ama bir saat geçmeden çorap giyersem izi kalır “ Tahir “İzi kalur?” Melek “Evet” Tahir “İzi kalur die hao ayaklaruni soğuktan buz ettun hemu?” Melek “Tamda Üstüne bastın gördüğün gibi soba yanıyor ısınır birazdan” Tahir “Sobaya bastırsan ısınmaz senun hao patilerun giy şu çorapları” Melek “Sana ne be! “ “Ayrıca ayaklarıma pati diyemezsin” Tahir “Derum! Ula!” “Ha bu kadar minnacuk ayakların varidur “ Allahım yarabbim bu dağ ayısı nerdne geldi ona mı kaldı benim ayaklarıma çorap giymem diye geçirdim içimden…
Sayfa 489 - Vera kitap yayınları·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarihte farklı toplumlar farklı hayali hiyerarşiler benimsediler. Günümüzde Amerikalılar için çok önemli olan ırk, sözgelimi ortaçağdaki Müslümanlar için görece önemsizdi. Kast, ortaçağda Hindistan’da bir ölüm kalım meselesiyken, modern Avrupa’da söz konusu bile değildir. Neredeyse bilinen tüm insan toplumlarının hepsinde önemli bir yere sahip olan ise cinsiyet hiyerarşisidir. İnsanlar her yerde kendilerini erkekler ve kadınlar olarak ayırdılar ve neredeyse her yerde erkekler daha iyi durumdaydı, en azından Tarım Devrimi’nden bu yana. MÖ 1200’lerden kalma en eski Çin yazılarından bazıları kehanet için kullanılan kemiklerdir. Bunlardan birinin üstüne şu soru kazınmıştır: “Hao Hanım’ın doğumu şanslı olacak mı?” Cevap şöyledir: “Eğer çocuk ding bir günde doğarsa şanslı, geng bir günde doğarsa çok şanslı olacaktır.” Buna karşılık, Hao Hanım jiayin bir günde doğum yapacaktır. “Üç hafta ve bir gün sonra, jiayin gününde çocuk doğdu. Şanssızlık. Bir kızdı.” Komünist Çin Halk Cumhuriyeti’nin “tek çocuk” politikasını devreye soktuğu üç bin yıl sonra bile, hâlâ pek çok Çinli aile bir kız çocuk sahibi olmaya şanssızlık olarak bakıyordu. Ebeveynler zaman zaman yeni doğan kız çocuklarını terk ediyor veya öldürüyordu, böylelikle tekrar erkek çocuk sahibi olma ihtimallerini canlı tutuyorlardı. Çoğu toplumda kadınlar erkeğin malıydı, genellikle de babalarının, kocalarının ve erkek kardeşlerinin. Çoğu yasal sistemde, tecavüz mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilirdi. Başka bir deyişle, kurban tecavüze uğrayan kadın değil, ona sahip olan erkekti. Durum bu olunca yasal çözüm de mülkiyetin el değiştirmesi oluyordu. Tecavüzcü, kadının babasına veya erkek kardeşine parasını ödeyerek kadının mülkiyetini kendi üzerine alıyordu. Eski Ahit şöyle buyurur: “Bir adam nişanlı olmayan bir
Ayrıca Rudolf'un Hao Wang'e yazdığı bir mektuptan, kardeşinin beş yaşlarındayken hafif bir kaygı nevrozu (leichte Angst Neurose) ve sekiz yaşında da ciddi bir "ateşli eklem romatizması" geçirdiğini öğreniyoruz. Gödel hastalığı üzerine araştırma yapıp, kalıcı kalp hasarına yol açabileceğini öğrendiğinde, bu rahatsızlığın muhakkak kendisinde de olacağı sonucuna vardı. Hiçbir belirti olmamasına rağmen hayatı boyunca kalbinin zarar görmüş olduğuna inanarak yaşadı. Sekiz yaşındaki bir çocuğun tek başına vardığı bu sonuç, hayatı boyunca hastalık hastası olmasına sebep olacaktı. Genetik karışımın rastgele oluşturduğu permütasyonlar zekâsı ailesinin çok üstünde bir çocuk ürettiğinde, aynı çocuk özel bir sıkıntıyla karşı karşıya kalır: Hem henüz bir çocuk olduğu için tamamen ailesine bağımlı olduğunu bilir hem de kendi ebeveynlerinin anlama yetisinin keskin sınırlarını net olarak algılar. Pek çok insan ikinci türden bir anlayışa, kendini beğenmişlik, aşağılama ve hakaretin (nasıl bu kadar aptal olabilirler?) olağan tepkiler olduğu ergenlik döneminde ulaşır. Ancak bu durumda küçük bir çocuğun tepkisi büyük olasılıkla dehşete kapılmak olacaktır (benimle ilgilenmek konusunda ne kadar güvenilir olabilirler?). Leichte Angst Neurose büyümüşte küçülmüş Gödel'in neredeyse beş yaşında, ailesinin biliş seviyesinin sınırlarını anlamasının bir belirtisidir. Böyle yıkıcı bir sonucun varlığında, özellikle bu durum birkaç yıl sonra ciddi bir hastalıkla perçinlendiğinde, aşağıdaki cümleleri duymak iç rahatlatıcı olurdu: Her zaman mantıklı açıklamalar mevcuttur ve ben kesinlikle böyle açıklamaları keşfedebilecek türde bir insanım. Etrafımdaki yetişkinler tam bir hayal kırıklığı olsa da ne mutlu ki onlara güvenmek zorunda değilim. Başımın çaresine bakabilirim. Dünya tamamen mantıklı ve zihnim
Alıntı
Çoğu okul bilginin yanı sıra öğrencilere diferansiyel denklem çözmek, C++ diliyle bilgisayar kodu yazmak, bir test tüpündeki kimyasalları tespit etmek ya da Çince konuşmak gibi bir dizi önceden belirlenmiş yetenek kazandır­ maya fazlasıyla yoğunlaşıyor. Fakat 2050' de dünyanın ve iş piyasasının neye benzeyeceğini bilmediğimizden, insanların hangi hususi becerilere ihtiyaç duyacağını da bilmiyoruz aslında. Çocuklara C++ ya da Çince öğretmek için bir sürü çaba harcayıp, 2050'ye gelindiğinde yapay zekanın insanlardan çok daha iyi kod yazabildiğini ve yeni Google Çeviri uygulaması sayesinde sa­ dece "Ni hao" demeyi bilseniz de neredeyse kusursuz bir şekilde Mandarin, Kantonca ya da Hakka dillerinde sohbet edebileceğimizi keşfedebiliriz. O vakit, ne öğreteceğiz? Çoğu pedagoji uzmanı okulların şu dört şeyi öğ­ retmeye başlaması gerektiğini savunuyor: eleştirel düşünce, iletişim, işbirliği ve yaratıcılık. Kabaca ifade edecek olursak, okullar teknik becerileri ikinci plana alıp genel amaçlı yaşam becerilerine ağırlık vermeli. Hepsinden önemlisi de değişimle başa çıkma, yeni şeyler öğrenebilme ve alışılmışın dışında durumlarda akli dengeyi koruyabilme becerileri olacak. 205o'nin dünyasına ayak uydurabilmek için sadece yeni fikirler ve ürünler icat etmek yeterli gel­meyecek; önce kendinizi tekrar tekrar yeniden inşa etmeniz gerekecek. Çünkü değişim hızı arttıkça, sadece ekonomi değil "insan olmak" kavra­mının anlamı da mutasyona uğrayabilir. Daha 1848' de Komünist Manifesto, "Katı olan her şey buharlaşır," diye bildirmişti. Ne var ki Marx ve Engels'in aklında ağırlıklı olarak toplumsal ve ekonomik yapılar vardı. 2048'e gelindi­ğinde fiziksel ve bilişsel yapılar da buharlaşacak ya da veri parçacıkları bu­lutlarına karışacak.
Aristoteles madeni paranın toplumsal sözleşmeden ibaret olduğunu ileri sürerken, symbolon kelimesini kullanmıştır - bizim kullandığımız "sembol" kelimesi bundan türemiştir. Symbolon aslında "çetele" kelimesinin Yunanca karşılığı idi - bir kontrat veya anlaşmayı işaret etmek için ikiye bölünen, veya bir borcun kaydedilmesi için işaretlenen ve bölünen bir nesne. Demek ki "sembol" kelimesinin kökleri, herhangi bir tür borç kontratını kaydetmek için bölünen nesneye kadar gidiyor. Bu bile yeterince çarpıcı. Ancak gerçekten kayda değer olan şu ki çağımızda Çince'de "sembol" anlamında kullanılan fu, veya fu hao kelimesinin kökeni de neredeyse tamamen aynı. Yunanca "symbolon" teriminden başlayalım. İki arkadaş yemek sırasında, herhangi bir nesneyi -bir yüzük, aşık kemiği, bir çanak- alıp ikiye bölerlerse, bir symbolon yaratmış olurlar. İleride ikisinden biri diğerinin yardımına ihtiyaç duyarsa, arkadaşlıklarının hatırlatıcısı olarak kendi ellerindeki yarımı getirebilirler. Arkeologlar Atina'da genellikle kilden yapılmış, bu tür yüzlerce küçük dostluk tabletleri buldular. Daha sonra bunlar kontrat mühürleme yöntemi haline geldi, nesne tanık yerini aldı.
Sayfa 313 - Pdf·Kitabı okudu