"Piyasanın canlılığı için" dikkat eksikliği bozukluğu, bipolar, obsesif bozukluk, stres bozukluğu bağırsak sendromu, mevsimsel depresyon gibi yığınla "hastalık" icat edildi!
Hap yutmak en kolay "spor" oldu.
Evet, "sermaye birikimi" için tıp hızla ticarileştirildi.
Modernite sayesinde duygular, kimyasal tepkimelerin (bilimsel) saygınlığına kavuştu. Düzenli psikotrop kullanıcısı kendini bir bedene bağlı bir tür konsol olarak yaşar, duygulanımsal performanslarını gönlüne göre programlar. Genel olarak çevresindeki teknikler ona, bu kullanımın az çok uzun vadeli sonuçları hakkında gerçek bir kaygı duymaksızın, pragmatik bir verimlilik ahlakını öğretir. Bu teknikler, her şeyin çaresinin olduğu, çalışma kapasitesini sonsuzca genişletmenin ya da nihayet huzur içinde uyumanın bile mümkün olduğu yönünde yaygın bir duygu üretirler. Ruh halini ya da uyanıklık halini değiştirmek isteyen her bireyin elinin altında, P. K. Dick'in "ruh hali orgu" misali, geniş bir ürün demeti vardır: Bunlar sayesinde arzu ettiği psikolojik hali edinmek için beklemesi ya da sabredemeyeceği bir disiplin geliştirmeye çalışması gerekmeyecektir. Yutulan hapın, sonuç elde etmek için gerekli süreyi ortadan kaldıracağı, istenen hali istenen anda özel bir çaba gerekmeksizin sağladığı varsayılır: Kişinin tek yapması gereken kendi ecza dolabına uzanmaktır. Hap, endişe ya da yorgunluğun bir kısmını ondan alarak ihtiyaç duyduğu güç ya da uyanıklığı sağlar. Böylelikle rahatsızlığın daha yoğun bir çözümlemesine de gerek kalmaz, bedenin protestosu susturulur, bedenin ağzına kilit vuran biyokimyasal araçlarla "işleyişi" zorla sağlanır. Ama bütün bunlar ancak bir yere kadardır; çünkü bu ürünlerin kullanımı yan etkilerden ya da istenmeyen etkilerden bağışık olmadığı gibi etkileri de çoğu zaman sınırlıdır.
"Kimileri adını mutluluk,huzur filan koydukları bir şeye teşnidir mesela.Kimileri de ben garip gibi adını dahi koyamadıkları musibet hisler batağına müptela.İnsan sadece sigara,tiner yahut hap tiryakisi olmuyor ki.Mutsuzlukta bir iptila,yalnızlıktan geberecek gibi hissetmek ya da suçlulukta.Hayat bu,insanın başına her şey gelebilir.Hangimizin ruhunun neye yapışıp çürüyeceğini kim bilebilir?"
“Galiba sahiden de her seyin çoğu zarar. Günlerin bile. Daha az yaşasak ve bunu en başından bilsek, daha mutlu oluruz belki. Peki ama ideal ömür ne kadar? Yetmiş sene fazla mı mesela? On mu tercih ederdik tadını layıkıyla çıkarabilmek için? Ya da yüz bile yetmez mi? Bilemiyorum, belki de ömrün kıymetini bilme sanatında herkes benim kadar kaltaban değildir. Kimileri adını mutluluk, huzur filan koydukları bir şeye teşnedir mesela.
Kimileri de ben garip gibi adını dahi koyamadıkları musibet
hisler batağına müptela. Insan sadece sigara, tiner yahut hap tiryakisi olmuyor ki. Mutsuzluk da bir iptila, yalnızlıktan geberecek gibi hissetmek ya da suçluluk da. Hayat bu, insanın başına her şey gelebilir. Hangimizin ruhunun neye yapışıp çürüyeceğini kim bilebilir?”
(Nermin Yıldırım, Dokunmadan, 68)