Büyük bir binanın küçücük bir odasında oturuyormuş. O kadar küçük bir oda imiş ki insan orada kımıldayamıyormuş bile. O binanın avlusu da bir pazar yeri gibi kalabalıkmış ve kimse kimseyi tanımıyormuş. Ama, yine de devam ediyormuş hayat. İnsanlar işten dönüp evlerine girer girmez kapılarını sımsıkı kapar,kilitlerlermiş. Bir hapishane hücresi gibi o dört duvarın içinde kalırlarmış hep.
Ne zaman, "Kadının yapıcı, onarıcı, süslemeci doğası," dense, ardından, marazi bir titizlikle sürekli düzenlenen ve süslenip duran eşyalarla çatılan ev içi hayatından gönüllü bir hapishane yaratma koşullarının meşrulaştırılması gelir. Böyle zararsız görünen gündelik ayrıntıların yalancı mitolojisinden hafife alınmayacak görünmez hapishaneler üretilir. Hayat bu çeşit aklileştirilmiş deliliklerle doludur! (Örneğin, birçok kadın delirmemek için, kendini ev temizlemeye vurarak delirir.)