"Helâl belli, haram da bellidir. Ancak bu ikisinin arasında (helâl veya haram olduğu bilinmeyen) birtakım şüpheli şeyler vardır. İşte insanların birçoğu bunları bilmezler. Şu bir gerçektir ki şüpheli şeylerden sakınan kimse, dinini ve ırzını tertemiz tutmuş olur. Şüpheli şeylere dalan kimse ise (zamanla) harama da dalar. Tıpkı sürüsünü (içine girmenin yasak olduğu) koruluk etrafında otlatan çoban gibi ki, onların o araziye girmesi çok sürmez.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Haramlar bellidir, helaller de bellidir.
Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır.
İnsanlardan çoğu bunları bilmez.
Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, onurunu da sapasağlam korur.
Kim de şüpheli şeylere meylederse harama düşebilir, tıpkı hayvanlarının her an girebileceği gibi bir koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi.
Haberiniz olsun, her kralın bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haram kıldığı hususlardır.
Hz. Muhammed (s.a.v)
Dinde kibir en büyük günahtır, fakat zillet de kötü bir şey... Vakar ise güzel... Çünkü kibirle zillet arası muvazene hali... Daha böyle birbirine zıt neler var ki muvazenesini bulduğu zaman ruha büyük hakikat ufku açılıyor. Meselâ, ruhbaniyet bizde haram, bizde yok! Çünkü nefs o kadar korkunç bir köpek ki, kendisini sıktığınız zaman bu işkenceden hazzediyor ve bir nevi esaret şehvetine düşüyor, yine nefs meydana çıkıyor. Hıristiyanlardaki ruhbaniyet, nefsi kıra kıra gene nefsaniyeti ortaya çıkarmanın mektebidir. Bizde böyle değil... Bizde nefsin hakkını vererek onu ruhun emrine almak var...