Recep Ayı Orucu حدثنا أبو معاوية، عن الأعمش، عن وبرة بن عبد الرحمن، عن خرشة بن الحر، قال : رأيت عمر يضرب أكف الناس في رجب، حتى يضعوها في الجفان ويقول : كلوا فإنما هو شهر كان يعظمه أهل الجاهلية Haraşe ibn Hurr rahimehullah dedi ki; "Ömer radiyAllahu anhu, Receb ayında oruç tutanları dövüyor ve şöyle diyordu; "Yeyiniz. Bu aya ancak Cahiliyye Ehli ta'zim ederdi." - İbn Ebi Şeybe, Musannef, 9758 Regaib Kandili'nin bid'at ve muhdes olduğu bilinen bir şeydir. Bu günün ve gecenin faziletine dair ya da bu güne özel oruç ve namaza dair varid olan tüm hadisler asılsız ve uydurmadır. Rasulullah (sallallahu aleyhi we sellem) şöyle buyurdu: “Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.” Muhdes: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır. | Müslim 867, Nesei 3/188
Din
Harase
Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. ~Livaneli~
Edebiyat
Reklam
Sahih bir rivayette tâbiînden Haraşe b. Hur şöyle demiştir: “Ömer radıyallahu anh, Recep ayı için özel oruç tutanları cezalandırır ve o gün iftar için hazırlanan yemekleri onlara zorla yedirir ve şöyle derdi: Bu ay Cahiliyenin tazim ettiği bir aydır.” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 9851)
Resullulah (s.a.): - "Bu kılıcın hakkını kim verebilir?" diyordu. Ashabından bazıları bu kılıcı almak için hemen ayağa fırlamıştı. Bunlar arasında Hz. Ali, Hz. Zübeyr b. Avvam, Hz. Ömer de vardı. Nihayet Ebu Dücâne Semmak b. Haraşe: - "O kılıcın hakkı nedir Ya Resulullah?" diye sordu. Efendimiz: - "Eğrilinceye, kırılıncaya kadar düşmanın boyuna vurmaktır." dedi. Ebu Dücâne: -" Ben onun hakkını veririm Ya Resulullah." dedi. Efendimiz de kılıcı ona verdi. Ebu Dücâne savaştan yılmayan cesur bir adamdı. Kırmızı bir sarığı vardı. Bu sarığı başına sardığı zaman müminler onun ölünceye kadar savaşmaya niyetli olduğunu anlardı. Bu kılıcı eline aldığı zaman başına yine bu kırmızı sarığı sarmış, iki saf arasında gururla yürümeye başladı. O zaman Resulullah (s.a.): - "Bu yürüyüş Allah'ın sadece böyle bir yerde sevdiği bir yürüyüş şeklidir." buyurdu.
Günümüz insanı "sevgiyi" o kadar basitleştirdi ki artık herkes asıl sevginin ne olduğunu unutur olmuş.:) Ya arkadaşım sen normal bir hayvana, çiçeğe sevgi gösteremeyen insansın hayatının merkezine koyacağın insana nasıl sevgi göstereceksin? Sevgi bence iki cinsin birbirine gülümsemesi, ya da iyilik göstermesi değildir. Sevgi gerekince vazgeçmektir, gözünün içine baka baka cam kırıklarını kalbine gömmektir. Tıpkı harase misali. Onun haberi olmadan onu korumaktır, onun için endişelenmektir. Ve bunları yaşmak için herkese gönül vermek değil bir tanesiyle gönlünü çürütebilmektir. O yüzden arkadaşım lanet, iğrenç, tiksindirici duygularınıza sevgi ya da aşk demeyiniz onlar güzel seven insanlara özgü sözcüklerdir...
Harase nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: 'Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir, 'Demin de söyledim hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun âdeti budur oğlum, tarifi boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. Huzursuzluk Zülfü Livaneli