Mardin’in o tozlu, mistik sokaklarından geçip Ortadoğu’nun kalbini un ufak eden o karanlık coğrafyaya, harese dikeni gibi kendi kanıyla beslenen toprakların sarsıcı trajedisine tanıklık ettim. Huzursuzluk, Zülfü Livaneli’nin o insanı ilk satırdan itibaren avucunun içine alan, toplumsal hafızamızın en karanlık, en yaralı sayfalarına ışık tutarken vicdanımızın o en kuytu odalarını aralayan şefkatli kalemiyle ruhumda silinmez izler bıraktı. "Merhamet zulmün merhemi olamaz" çığlığını duymak, insanın o her şeye rağmen kirletilemeyen saf özünü aramak ve kelimelerin o insanı sarsan, uyandıran gücünü hissetmek isteyen herkesin mutlaka okuması gereken zamansız bir klasik.
Hırs
“Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer... Kan kaybından ölür deve. Bunun adı Haresedir ve #Hırs kelimesi buradan gelir...”
Reklam
Savaşlarda Amaç, barışlarda ulaşılan sonuç hep tartışmalı olmuştur. Kitlelerin geniş katılımını sağlamak için kutsal sayılan din savaşlarına bir de ulusallığı katanların yanında çıkar grupları olmuştur. İlk kısmın amacındaki kutsallık anlaşılıyor ve geniş toplumsal kesimlerin desteğini de buluyor. Bu konuda alıntı yapmama izin ver. Zülfü Livaneli'nin huzursuzluk eserini okumadıysanız sizlere öneriyorum bu eserde hareseden söz eder; Harese nedir bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni Yedikçe ağzı Kanar. Tuzlu kanın tadı dikenin ki ile karışınca bu Devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, yedikçe Kanar bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve bunun adı haresedir. Hırs, Haris, ihtiras muhteris sözler buradan türemiştir. Orta Doğu'nun adeti de budur. Tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. Esas savaşı insan kendi nefsine karşı verir. Buna cihadı Ekber denilmiştir. İnsanı oluşturan hususları değiştirme savaşını çeşitli biçimlerde yürütenler oldu. Kimi kendi nefsini açlıkla terbiye etti, kimi kırbaçladı bedenini sonuçta maddi yaşamın verili nimetlerinden gelen kötülüklere dur diyebilmek için nefsi şer başlatıldı. İnzivaya çekilen çilekeşler hasbihal ettiler. Bedeni açlıkla terbiye edenlerin perhizi bir yandan bedenin isteklerini bir yandan da ruhsal, düşünsel ve güdüsel terbiye yoluna gittiler. Asıl savaş meydanlarda kazanılmaz. İnsanın kendi korku ve zayıflıklarını yenmesi ile başlar ve savaşın tekniği ile kazanma yoluna girilir.
Tarih
Harese, insanın kendine bile itiraf edemediği bir alışkanlıktır. Canını acıtan şeyin, ona iyi gelmediğini bildiği hâlde, ondan vazgeçememesidir. Deve dikenini yerken ağzı kanar; kanın tuzu, dikenin acısıyla karışır ve bu karışım ona haz verir. İşte insan da kimi zaman acıyı, gerçeğin yerine koyar. Kanadıkça yaşadığını sanır, incindikçe derinleştiğine inanır. Oysa bu derinlik, sadece alışılmış bir yaradır. Mehmet Oldubaş Avokado Kokusu
"Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar.Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer...Kan kaybından ölür deve. Bunun adı Haresedir ve "hirs" kelimesi buradan gelir." Livaneli
Reklam
Reklam