Mardin’in o tozlu, mistik sokaklarından geçip Ortadoğu’nun kalbini un ufak eden o karanlık coğrafyaya, harese dikeni gibi kendi kanıyla beslenen toprakların sarsıcı trajedisine tanıklık ettim. Huzursuzluk, Zülfü Livaneli’nin o insanı ilk satırdan itibaren avucunun içine alan, toplumsal hafızamızın en karanlık, en yaralı sayfalarına ışık tutarken vicdanımızın o en kuytu odalarını aralayan şefkatli kalemiyle ruhumda silinmez izler bıraktı. "Merhamet zulmün merhemi olamaz" çığlığını duymak, insanın o her şeye rağmen kirletilemeyen saf özünü aramak ve kelimelerin o insanı sarsan, uyandıran gücünü hissetmek isteyen herkesin mutlaka okuması gereken zamansız bir klasik.