Kitap askere alınmamak için ülkesinden İsviçre'ye kaçan Ferdinand ve karısı Paula'nın bir kış günü evine postacının mektup getirmesiyle açılır. Mektup İsviçre konsolosluğundandır. Ferdinand ülkesine, askerliğe çağrılmaktadır. Karısı Paula ise bu duruma oldukça karşı çıkar ve direnir. Ancak Ferdinand'ın içine bir korku ve mecburiyet düşmüştür ve karısının itirazlarına rağmen sonraki sabah gizlice konsolosluğa gider. Oldukça güzel bir konuşma hazırlamış ve teslim etmesi gereken resimler olduğunu söyleyip askere gidişini 1 ay uzatma çabasındadır. Ancak konsolosluğa girdiğinde bir anda kilitlenir ve hiçbir şey diyemez. Ataşe ona "yarın gitmeniz gerekiyor" der ve Ferdinand itaatkârca teşekkür eder. Eve geldiğinde karısı onu karşılar ve onun konsolosluğa gittiğini anlar. Yine kocasını ikna etmeye çalışır ve "ya onlar ya da ben" diyerek keskin bir seçim sunar. Ferdinand'a özgüven geliyor, fakat o askerlik kağıdını eline alıp okuduğunda adeta titriyor ve itaatkâr birine dönüşüyor. Ferdinand çantasını hazırlar. Sonraki sabah özgüvenli bir şekilde uyanır ve gitmemeye karar verir. Ancak evde karısını görmeyip onu terk ettiğini anlayınca askere gitmeye karar verir. Tren garına girmeden önce biriyle çarpışır ve o çarpıştığı kişi karısıdır. Karısı kocasının gitmemesi için tren garında nöbet tutmuştur. İnsanların içinde tartışmaya tutulurlar ve trenin yaklaştığı duyulur. Ferdinand yere bıraktığı çantayı alırken Paula ona engel olur ve çantayı ona vermez. Ferdinand da bir hışımla çantayı bırakıp vagonlardan birine atlar. Tren sorumlusuna askerlik belgelerini gösterir ve sınırın olduğu yere gider. Orada biraz düşünceye dalar. Derken bir tren gelir ve trenden gazi ve yaralı askerler iner. "İsviçre, İsviçre" diye sevinçte bulunurlar. Onları görünce Ferdinand'a bir aydınlanma gelir ve