Sâdi Şirazî 'ye sormuşlar; İnsan nedir? “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe..” “Bir damla kan ve bin bir endişe..” demiş.
Bundan âlâ biyografi düşünemiyorum.
Albert Camus'nün Başkaldıran İnsan kitabında belirttiği gibi, adalet arzusu barış ve dayanışmayı sağlayabilir, ama mükemmel bir toplum arzusuyla sarhoş olan aşırı hararetli düşünce "özgürlük bayrağı altında esir kamplarına, insanlık aşkı ya da üstün insanlık fikriyle meşrulaştırılan toplu katliamlara" yol açar.
Her şeyden çok toplumsal çevremizin ürünleriyizdir, iyi ya da kötü davranmamızı belirleyen budur. Georg Büchner l835'te Danton adlı karakterine, "İçimizdeki yalan söyleyen, can yakan, çalan ve öldüren şey nedir?" diye sordurmuştu, 20. yüzyıl da aynı soruyu görülmemiş bir aciliyetle bize yeniden yöneltti. İnsanlığı geliştirmek ve bir sonraki felaketi önlemek isteyen herkes işe buradan başlamalıdır.
Batılı uluslar artık birkaç nesil önce yaptıkları gibi kurumlarını ve değer sistemlerini diğer ülkelere tüfekler ve tazılarla dayatmıyor olabilir, ama bu durum yayılmacı dinamiğin devam etmediği anlamına gelmez, yalnızca istilacıların kültürel asimilasyon için artık daha incelikli ve daha sinsi araçlar kullanmayı öğrendiği anlamına gelir. Günümüzde Batı'nın kültürünü artık zorla değil, modem bir yaşam tarzının yüzeysel cazibeleriyle yaydığı -ve böylece bir kere bu kültürü evinize davet ettiniz mi, faydaları kadar, kurtulamayacağınız zararları da beraberinde getirdiği gerçeğinin üzerini örttüğü-söylenebilir.
Suçluluk ve utanç-çoğu insan bu tepkileri bir hayli nahoş bulur, böyle duygulardan kaçınmaya çalışır motivasyon güçleri davranışlarımızı düzenlememizi sağlayan ahlaki duygulardır. Ama bunu farklı yollardan yaparlar. Utanç duygusu büyük ölçüde başkalarının yargılarına bağlıyken -aynı eylem, gözden uzak ya da toplum içinde gerçekleşmesine bağlı olarak yoğun bir utancı tetikleyebilir de tetiklemeyebilir de-suçluluk duygusu esasen kişi kendi ahlaki standartlarının gerisinde kaldığında tetiklenir.