Sâdi Şirazî 'ye sormuşlar; İnsan nedir? “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe..” “Bir damla kan ve bin bir endişe..” demiş.
Bundan âlâ biyografi düşünemiyorum.
Hayatı kendimize biçilmiş kaftan misali kuşanıp, çevremizdeki zavallıcıkların haline dertlenerek yaşarken; o zavallıcıkların da bizim için benzer duygular beslediğini bilmezden gelmeyi tercih ederiz. Bu yüzden bir otobüste karşı karşıya oturan yaşlı bir adamla genç bir delikanlı birbirine karşı yalandan bir şefkatve sahici bir nefret besler.
Delikanlı yaşlı adama bakıp, onun ömrünün son günlerini yaşamakta olduğunu düşünerek kendi önünde uzayan yıllara şükrederken; yaşlı adam da delikanlının yaşındayken dünyadan habersiz bir avanak olduğunu hatırlamayı ve yaşının getirdiği olgunluğa minnetduymayı tercih eder. Ama ikisi de hatırlattığı hakikatlerden ötürü aslında için için nefret eder bir diğerinden. Biri diğerinde kendi sonunu görürken,öbürü de kaybettiklerini seyreder.
İki suret de ölümün sinsi gölgesiyle lekelidir ama delikanlı da, yaşlı adam da gördüklerini görmemiş sayıp mukayeseden avantajlı taraf olarak çıkmış olmanın keyfini sürmeyi terciheder. Bu böyledir. İyi ki de böyledir.
benim payıma düşen
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden
inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette
benim payıma düşen. anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir
ve "ellerini seviyorum" diyen
sesin hüznünde ölmektir
Koca ömür geçiyor, akıp giden günler önce usulca hatıra hanesine yazılıyor, sonra da çaresiz, birer birer unutuluyordu. Ne tuhaf şeydi hayatı saklandığı yer bile unutulacak bir hatıra defteri gibi yaşamak.