Demokrasi dediler, yalnız Allaha ve Resulüne sımsıkı kapadıkları kapı ve pencereleri başkalarına açık bıraktılar. Giren de girdi! Ve başımızdaki bela, dâsitâni, efsanevi bir başsızlık, sahipsizlik halinde tecelli etti. Sopası kırılan rejim, onsuz idareyi bilmediği ve idrakine en uzak şey demokrasi olduğu için, öz sopasiyle dayak yemeye başladı ve hükümet mefhumunun bu türlü, yerlerde sürünmesini demokrasi sanmak dalaletinden kurtulamadı. Ve kimse farkına varmadı ki, Cumhuriyet devresini yirmibeşer yıllık iki çığıra bölecek olurlarsa görürler ki; çürütülen ruh ve ahlâkın ilk çığırda atılan tohumları, mahsulünü ikinci çığırda verdi ve büyük hasadını da son yıllara sığdırdı.
Artık akıl, kültür, idrak, ahlâk, terbiye, anane, mantık, muvazene, her şey müflistir; dünyada eşsiz bir keyfiyet olarak, Meclis kendisine rağmen getirilmiş hükümetlere itimat reyi vermekle mükellef tutulmuştur ve hükümet de alacağı tedbir ve çıkaracağı kanun üzerinde akıl almak için Avrupa'dan mütehassis getirmek ihtiyacındadır!!! Bir zamanlar da Osmanlı devleti, kendi öz valisinden (Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa) yakasını kurtarması için Ruslara el açmıştı. Fark nedir acaba?..
Milli dehâya, milli kalkınış ve silkiniş hamlesine bu kadar uzak hükümetlerden isterlerse her bankanın kapısı önünde bir manga, her sokak başına da bir makineli tüfek bölüğü yerleştirsinler, hiçbir şey beklenemez. Ve başımızdaki bela müthiş bir yangın gibi alevlerini göğe yükseltirken hemen işe başlaması gereken bir itfaiyenin işi yeni teslim aldığı ve biraz düşünmeye muhtaç olduğu tarzında bir mazeretten daha feciî hayal edilemez!!!
Sayfa 75 - 3. Levha / İÇ MUHASEBE, ÇIKMAYAN BÜYÜK DOĞU -Başımızdaki Belâ, İBDA Yayınları