Hatice Doğu

Hatice Doğu
@hatcedouu
Dünyayı daha iyi yapmayan insan, insan değildir.
Beden Eğitimi Öğretmeni
Osmaniye
14 Eylül
30 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
8/10
·272 syf.··
2021 1. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2021 14:08
Kayıp (Amerika) Kafka’nın yarım kalmış romanlarından biri. Sürgünü (hem ülke hem aileden), yalnızlığı, edilginliği, suçlanmayı ve kendini savunamamayı anlatmak için mekân olarak neden hiç gitmediği bir ülke olan Amerika’yı seçmiştir yazar? Önce ona sahip çıkıp yardım eden herkesin eninde sonunda onu suçladığını, aslında ailesi dahil kimsenin ona gerçek bir sevgi sunmadığını gördüğümüz Karl, başına ne gelirse gelsin içinde bulunduğu şartlara bir şekilde ayak uydurmasını bilir. Aslında Kafka’nın kahramanları içinde en aydınlık iç dünyası olan sanırım o. Suçlamalar karşısında ya kendini savunmaz, ya da buna fırsat bulamaz. Ama sadece kendisi için geçerlidir bu. Mesela gemide henüz yeni tanıdığı Ateşçi’yi savunurken oldukça cesurdur. Hatta çok az tanımasına rağmen ona kefil olacak kadar da sadıktır. "Evet, dünyada hâlâ sadakat diye bir şey var." Ailesinin yanından (hizmetçi kızı hamile bıraktığı için) uzaklaştırılan, adeta kovulan Karl, bu çirkin olay yüzünden suçluluk duyar. Ailesine kızmaz, onların fotoğrafını çaldırdığında çok üzülür ve ilk başkaldırısı o zaman gerçekleşir. Başına be geldiyse iyi niyetinden ve saflığından gelen Karl biraz da Kafka’yı temsil etmektedir kanımca. Kafka’nın kahramanlarının ellerinde olmadan gelişen, onların sadece yüzleşmek zorunda kaldıkları olaylar aslında modern insanın yaşamak zorunda kaldıklarına dair güçlü eğretilemelerdir. Aile, arkadaşlık, dostluk gibi kavramların içinin boşaltıldığı; güven ve sevginin çıkar ilişkilerine yerini bıraktığı modern dünyanın insanda yarattığı nevrozları onun kahramanları kadar iyi yansıtan yoktur. Üstelik Amerika, onun yarım bıraktığı (belki de tamamlamaya değer bulmadığı) en kafkaeks olmayan eseri... Hiç gitmediği, muhtemelen sadece gazetelerden ve çevresindeki kişilerin anlatımından öğrendiği
KayıpFranz Kafka · Cem Yayınevi · 20123,492 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·64 syf.··
2017 160. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2017 10:48
“Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum… Neden bu kadar çok Zweig kitabı okumaya başladım, bilmiyorum...” Stefan Zweig okuyanlar bilir, Zweig'in bir kitabını okuyan kişi artık iflah olmaz ve bütün kitaplarını okumaya başlar. Adeta bir Amok Koşucusu gibi... Peki Amok koşucusu nedir? Hemen cevaplayayım, bir tür çıldırma durumudur. Bu tabir, bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanılır. Kökeni bir çeşit intihar saldırısı geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşır sonunda savaştığı şey uğruna ölür. Hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok yerinde, bir dizi insanı öldürüp ardından kendisini öldüren insanların haberlerini sürekli duyuyoruz/okuyoruz. İşte bunların hepsi birer amok koşucusu. Bu durumun aktörlerinden, şayet hayatta kalanlar varsa, ifadeleri de genelde şöyledir; “Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum…” İşte amok koşucusu da böyledir. Bir çıldırma haliyle harekete geçer. Kendisinin gücü kalmayacak ve artık düşüp ölecek hale gelene kadar karşısına çıkan her şeyi yok etme eğilimindedir. Esasen yazarımız Stefan Zweig da bir amok koşucusudur. Yaşamına intihar ederek son verdiğini düşünürsek, kısmen de olsa yazarın da bir amok koşucusu olduğunu söyleyebiliriz.
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,7bin okunma
Açgözlülük...
7/10
·408 syf.··
2021 37. kitabı
Uzun zamandır okumak için can çekiştiğim ve adeta elime yapışmış olan bu kitabın incelemesini yapmak için can atıyorum. Belki de daha önce hiç bir kitabı okurken nefret ede ede, sıkılarak ve bit artık diyerek okuyup, bittikten sonra da nihayet bitti diyerek derin bir nefes aldım diyebilirim. Böyle düşünmemin tek sebebi ise ne kitabın konusu, karakterleri, geçen olaylar yahut diyaloglar. Tek sebep inanılmaz fazla uzunlukta ve detaydaki tasvirler, betimlemeler! Okurken adeta cümlenin başını unutuyor ve yoruluyorsunuz desem sanırım abartmış olmam. Bunların yanında kitabın konusuna gelecek olursak; okurken bana Türk edebiyatının ölümsüz eserlerinden biri olan Aşk-ı Memnu'yu anımsattı ve aralarında büyük benzerlik oldukça ilgi çekiciydi diyebilirim. Kitaba ismini veren Emma Bovary, yaptığı evlilikten beklediği aşkı, hazzı ve sıcaklığı bulamayarak "gerçek aşkı" aramak pahasına evliliğine ihanet eden bir kadındır. Hem de bir kez değil, defalarca kez... Kitap beni büyük bir ikilemde bıraktı diyebilirim. Bir yandan Emma'nın aşkı arıyor oluşu ve gittiği iki adamın da ona sırt çevirmesi, sevdiği kadar sevilmeyişi oldukça üzücü geldi. Ancak öte yandan eşinin sadakati, iyi niyeti ve her ne olursa olsun Emma'ya asla kötü hiçbir tavır sergilemeye müsaade etmeyen büyük aşkı da oldukça dramatikti. Bunun yanı sıra Emma'nın gün geçtikçe açgözlü ve şatafat düşkünü bir kadın olması, hem kendisinin hem de ailesinin sonunu göz göre göre getirmesi de insanda sinir krizlerine sebep olacak cinsten durumlardı. Başta da bahsettiğim ultra uzun betimlemeleri ve gereksiz uzatılan anlatımı bir kenara bırakırsam, tahammül edebilecek kişilere büyük bir dram romanı olarak önerebileceğim bir kitaptır.
İnsan ve Duygular
Madam BovaryGustave Flaubert · Can Yayınları · 202440,8bin okunma
Dokunsalar ağlayacakmışsın.. dokunmamışlar, Yine de ağlamışsın..
Sıkıntı varsa bu bizim ayak dirememizdendir.
Sayfa 141·Kitabı okudu