Zeki Bulduk bir arayışın ismi... Hatta bir röportajda:
"Tahran, Afganistan ve Kosova. Dışarıdasınız. Nedir sebebi: Arıyor musunuz?" diye soru soran gazeteciye :
"Evet. Bulmak istediğim şeyi artık biraz daha iyi anlıyorum. Hissediyorum. Durulmak, denge kurmak, dinlemek istiyorum yolculuklarımdan sonra." sözleri de bize bu yolculuğa bu arayışa ışık tutuyor. Özellikle çocuk, kadın hikayelerinin yaşattığı derin duyguları bizimle paylaşan Zeki Bulduk bizim ruh dünyamıza yeni pencereler açıyor. Bizim bugün bataklık olarak baktığımız beldelerde gördüğü zenginlikleri bizimle paylaşıyor. Yokluğun içinde kurulan cennet bahçelerine nazarlarımızı çeviriyor. Bunu yaparken toz pembe hayaller kurmamızın da önüne geçmemiz gerektiğini gösteren ifadeleri de peşi sıra sıralıyor. Özellikle Brezilya'dan sonra dünyanın en fazla yetim barındıran ülkesi olan Afganistan'da yetimler için yapılanların azlığı niteliksizliği onu üzerken bu durum onu karamsarlığa değil ümide çözüme sevkediyor. Bir an bile "biz buradaki kardeşlerimiz için ne yapabiliriz" sorusunu sormaktan vazgeçmiyor. Hele de o çocuk yaştaki çocukların eş olarak gidişleri onu ve onun anlatımı ile bizleri sarsıyor. Zalim ve empeyal güçlerin ülkenin üzerindeki karabasan gibi çökmesi haricinde ülke içinde bazı kesimlerin de halkın nefes almasına müsaade etmemesi, ülkede yaşanan kaosın bitmemesi halkı bezdirmiş durumda. Ama bu zor ülkenin içinde yaşanan hikayelere kulak verdiğinde bu toprakların evlatları da neye hassaten dikkat etmesi gerektiğini öğreniyor.
Yazar bu yaşadıklarını mektup kültürü üzerinden bizlerle paylaşıyor olması da anlamlı. Kendisini orada yalnız bırakmayan İbrahim abisi (Tenekeci), Atasoy Müftüoğlu ile mektuplaşmaları yalnızlığını gideriyor. Ona şevk ve ümit aşılıyor. Dostun zor zamandaki karşılığını bize