"Kac kisi?" dive sordum.
"On iki."
On iki adam. Paris' le, Helene'yle veya bizlerden biriyle hiçbir iliskisi olmayan on iki adam.
"Çiftçiler mi?" Sesimde onu kendine getirmise benzeyen bir acılık vardi.
"Silahlıydılar, dedi hemen. "Silahsiz bir adami öldürmezdim."
"Sence yarin kaç kisi öldürürsün?" dive sordum.
Sesimdeki keskinliği duyunca bakışlarını kaçırdı. Yüzündeki acı ifadesi beni çarptı. Utanç duydum. Onu affedeceğime dair verdiğim söze ne olmuştu?
#Tolstoy dan #ivanilyicinölümü kitabını okumadan önce zihnim çok önemli bir kişinin esrarengiz ölümü üzerine bir roman okuyacağımı kurgularken esasında Tolstoy'un bir mektubunda da belirttigi gibi sıradan bir adamin, sıradan ölümünün kendi gözünden tasviri. Sıradan diye bahsetmem bayağı bir eser olduğu izlenimini kesinlikle sizde uyandırmasın çünkü ölümün yaklaştığını ve kaçınılmaz olduğunu keşfeden bir adamın müthiş hislerine şahit oluyor hatta direkt siz de hissediyor olacaksınız
Tolstoy' un yaşamının son döneminde ortaya koyduğu yeni ahlak anlayışın da ilk örneklerinden biri olan bu eser sırf Tolstoy diye yine okunur.
Çünkü Tolstoy da şu hava var bence; yazdığı hiçbir şey öylesine yazılmış şeyler değil
Bir yanlışlık vardı bu işte.
"Belki de sürdürdügüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam degildir?" düsüncesi takıldı aklına birden. Ama hemen sonra, "Her zaman gerekeni tam gerektigi gibi yapmış benim gibi biri nasıl olur da sürdürmesi gereken yaşamı sürdüremez?" diye geçirdi içinden ve yasam-ölüm gizeminin biricik çözümünü, olmayacak bir şeymiş gibi kafasından uzaklaştırdı