"Kac kisi?" dive sordum.
"On iki."
On iki adam. Paris' le, Helene'yle veya bizlerden biriyle hiçbir iliskisi olmayan on iki adam.
"Çiftçiler mi?" Sesimde onu kendine getirmise benzeyen bir acılık vardi.
"Silahlıydılar, dedi hemen. "Silahsiz bir adami öldürmezdim."
"Sence yarin kaç kisi öldürürsün?" dive sordum.
Sesimdeki keskinliği duyunca bakışlarını kaçırdı. Yüzündeki acı ifadesi beni çarptı. Utanç duydum. Onu affedeceğime dair verdiğim söze ne olmuştu?
Bir yanlışlık vardı bu işte.
"Belki de sürdürdügüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam degildir?" düsüncesi takıldı aklına birden. Ama hemen sonra, "Her zaman gerekeni tam gerektigi gibi yapmış benim gibi biri nasıl olur da sürdürmesi gereken yaşamı sürdüremez?" diye geçirdi içinden ve yasam-ölüm gizeminin biricik çözümünü, olmayacak bir şeymiş gibi kafasından uzaklaştırdı
Bir sabah aynaya baktığımda şakağımda beyaz bir perçem görmemle gençliğimin artık başka bir dünyaya geçmeyi niyetlendiğini hissettim.
Ancak başkalarının gençlik dediği, bende çoktan miadını doldurduğundan vedalaşmak pek zor gelmedi, çünkü kendi gençliğimi yeterince sevmiyordum