Çevrenize bakın. Nerede yaşarsanız yaşayın, nasıl bir toplumun parçası olursanız olun, insanların çoğunluğunun dış dünyada yaşadığını görürsünüz. Daha aydın olanlar ise daha çok iç dünyalarıyla ilgilenmektedirler. Onlar iç dünyanın dış dünyayı yarattığını fark etmişlerdir; bunu siz de fark edeceksiniz. Düşünceleriniz, duygularınız ve hayalleriniz, deneyimlerinizin düzenleyici prensipleridir. Tek yaratıcı güç, iç dünyadır.
İfade dünyanızda bulduğunuz her şey, sizin tarafınızdan zihninizin iç dünyasında, bilinçli ya da bilinçdışı olarak yaratılmıştır.
-Yapacağımız dürüst işler bizi iyiliğe ,dürüst olmayan işler de kötülüğe götürür.
-İster istemez.
-Şimdi şu kaldı inceleyeceğimiz; başkaları bilsin bilmesin, doğruluğa uymak, dürüst işler görmek mi yararlıdır, yoksa ceza görsün görmesin, uslansın uslanmasın, eğri işler görmek mi, eğri olmak mı?
-ama Sokrates, bunun üzerinde durmak manasız gibi geliyor bana. Bedenin düzeni bozuldu mu yaşayamaz olur insan. Bütün yemekleri, bütün içkileri tatsa, bolluk içinde de olsa, hayatın temelinde bir bozukluk, bir çürüklük oldu mu nasıl yaşayabilir? Öyle bir adam her dilediğini yapabilse de, içindeki kötülükten eğrilikten kurtulamayacak, doğruluğa, iyiliğe ulaşamayacak, gördük bunu demin.
Derin bir anlayış bizi fazla inceliğe ve fazla meraka götürür. Zekamızı olaylara ve dünya işlerine daha elverişli bir hale getirebilmek için biraz ağırlaştırmak, körleştirmek ,onu bu karanlık ve bayağı hayata uydurmak için karartmak ve bulandırmak lazımdır. Nitekim gevşek ve alelade zekalar işleri daha kolaylıkla, daha başarıya çevirirler. Yüksek ve ince felsefi düşünceler iş görmeye elverişli değildir.