Sonbahar geçti mi ardından ilkbahar gelir
Ömür hazanının ardından bahar gelmiyor, yazık!
O şuh sevgili geçti zavallı Hatıf'ın mezarından, dedi:
Şu murada ermemiş cefakeşe yüz bin yazık!
İşte o zât, bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi ve rahmet-i bînihayenin kâşifi ve ilâncısı ve saltanat-ı rububiyetin mehasininin dellâlı, seyircisi ve künuz-u esma-i İlahiyenin keşşafı, göstericisi olduğundan; böyle baksan -yani ubudiyeti cihetiyle- onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nuranî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin. Şöyle baksan, -yani risaleti cihetiyle- bir bürhan-ı Hak, bir sirac-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saadet görürsün. İşte bak: Nasıl berk-i hâtıf gibi onun nuru, şarktan garbı tuttu ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, onun hediye-i hidayetini kabul edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki: Böyle bir zâtın bütün davalarının esası olan "Lâ ilahe illallah"ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?
Birisi mescide girerken baktı ki halk mescitten çıkıyor. Cemaat dağıldı mı ki herkes acele,acele mescitten çıkıyor?” diye sordu.
Birisi “Peygamber, cemaatle namazını edâ etti, duasını bile bitirdi. Ey ham adam, nereye gidiyorsun? Peygamber, çoktan selâm verdi” dedi. Adam bir âh çekti ki âhının dumanı göründü.
Bir vah etti ki gönlünden kan kokusu geldi. Cemaatten biri “Sen bu âhı bana ver, ben o namazı sana bağışlayayım” dedi. Adam “Verdim, namazı da kabul ettim” dedi.
Öbürü o âhı, yüzlerce niyazı aldı. Gece rüyasında hatif ona “ Sen abıhayatı, derde derman olan ameli aldın, O âhı seçmen, o aşıklar zümresine girmen yüzü suyu hürmetine de bütün cemaatin namazı kabul edildi” dedi.
Mihrap alnında sağ ve solda iki adet kitabe olup biri Arapça diğeri de Osmanlıcadır. Osmanlıca kitabesinde şöyle yazar
Yaptı Nazir Ali Ağa bunu
Ola ecri Yusuf Ağaya tamam
Dedi hâtif görünce tarihini
Oldu bin doksan ikide itmam