Altlarda hareket eden titreşimleri çözümleyen hayvanlar, göründüğü kadarıyla üzerinde durdukları ortamla özel yollardan etkileşime girebiliyor. Bizim içinse yere oturmak yeterli.
Belki kimse bülbülün güle sevdasını en güzel sesiyle terennüm etmek için göğsünü nasıl şişirdiğini bilmez.
Ama ben gördüm. Duraktaki oğlanın bülbüle...
Kızın da nasıl güle döndüğüne tanık oldum."
İşkence insanın buluşu. Hayvanlar aleminde böyle bir şey yok; ne içgüdüsel, ne bilinçli. Öfkelenebilirler, hırlayabilirler, bir aslan kükrer, bir köpek dişlerini gösterir ama acı çektirmeyi bilmezler çünkü onu icat etmemişler. İşkence insanın kötü zekasının bir sonucu bir sanat gibi tasarlanmış bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş bir zevk gibi kullanılmış.
Hiçbir ülkünün ardında olmayarak, yalnız yiyip içmeyi düşünmek ve yalnız bugün için yaşamak, insanlara hiç bir şeref vermez. Bu kadarını hayvanlarda yapar. İnsanlık, ülkü için, yarın için yaşamak, bu uğurda fedakârlık etmek ve ölmektir. Ölümden hayvanlar kaçar. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.
Rousseau kendini en derinlere, en yabana atarak uzun uzun yürürken durmadan şunları sorar: içimde direnen şey ne? Ağaçlar gibi kök salmış, uzaktan hışırtılar çıkardığını işittiğim hayvanlar kadar huzursuz kim var benim içimde? Kendimde doğal olan ne bulabileceğim? Kitaplarda değil, sadece yalnız başına yürüyerek bulabileceğim şey ne?