Yaptığım hiçbir şeyin hakkını veremeyerek emin olmayan adımlarla aynı yolları yürümeye devam ediyorum. Ya yolun sonunda iyi ki vazgeçmedim diyip yolumu seveceğim ya da yürürken kayboldum sandığım bir anda esas yolumu bulacağım.
Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.
Odaya ağır ağır çöken akşamı hissetmedi. Çünkü akşamlar sessizdi. Öğle zamanı gibi pencereden küstahça bakmıyor, karanlık sular gibi duvarlardan fışkırıyordu. Tavanı hiçliğe doğru kaldırıyor, nesneleri usulca indirip sessiz seline katıyordu.
Şayet başıma bir şey gelmeyecekse:
Kitap hakkında duyduğum övgülerden sonra çok yüksek bir beklentiyle başlayıp okudukça hayal kırıklığına uğradığım bir romandı. Genel olarak Paulo Coelho'nun kitaplarını çok beğendiğim halde günümüz çok satanları havasında bir kitap izlenimi uyandırdı bende.
"Topluma uyum göstermek adına isteklerimizden vazgeçmemeliyiz, içimizdeki deliliğe kulak vermeliyiz" temalıydı. Mesaj güzeldi fakat çok yüzeyseldi. Ayrıca bazı bölümler tamamlanmamış gibi bir his veriyor. Mesela astral seyahatten bahsettikten sonra bir yerde hikaye bununla bağlanacak diye bekliyorsunuz kitap boyunca, beklemeyin bağlanmıyor. Vee bazı sahnelerin absürdlüğü de okuyanların malumudur.
Sonuç olarak yormayan, hızlı okunan bir hikaye olsa da okumasaymışım bir şey kaybetmezmişim dedirten kitaplardan biri oldu benim için.