Bu çağın yorgun yolcuları olarak kalbimizi beyhude korkularla heba etmemeye niyet edelim. Kainatın özü olarak yaratılan insan, nasıl olur da üç günlük dünyanın geçici gailelerine kalbini esir eder? İbrahim'i ateşin ortasında serinlik ve selametle buluşturan irade; bugün bizim de kalbimizdeki yangınları söndürmeye, bizi darlık kuyularından çıkarmaya muktedirdir. Yeter ki kalbimizi O'na raptedelim.
Kalbe bu mihnet yani bu sıkıntı ve eziyet hali yeter. Allah da kuluna yeter. Rabbimiz kalbimize öyle bir itminan ve ruhumuza öyle bir inşirah lütfetsin ki, O'ndan başka hiçbir kapı aramayalım.
Duamızdır: "Ey kalpleri evirip çeviren Mukallibe'l-Kulûb, gönlümüzü senin rızana bağla. Biz Sen'i bildik, Seni bulduk, senin yardımın bize kâfidir." Amin.
Ve's-Selâm.
Ah, yitip giden gençlik aşkım! Onu tanımış olmak... Şimdiki aklım olsa: "Sen bir ahmaksın! Hiçbir zaman bulamayacağın bir şeyi aramakla heba ediyorsun ömrünü!" derdim kendi kendime.
Tutku ve planlamanın nasıl her defasında boşa gittiğini, yaşamlarının arzu ve korku arasında nasıl da heba olduğunu deneyimlememiş bütün gençlerin haline üzülürdü.
Biliyorum Nastyenka, biliyorum! -diye bağırdım, artık duygularımı gemleyemiyordum.- Daha fazlasını da biliyorum: En güzel yıllarımı heba etmişim! Artık bunun farkındayım ve fark etmiş olmaktan acı duyuyorum,
Kendini insanlık olarak (sadece birey olarak değil) aynı çiçeklerin doğa tarafından heba edildiğini gördüğümüz gibi boşa harcanmış hissetmek, tüm duyguların üzerinde bir duygudur. Ama bunu kim yapabilir ki? Elbette sadece bir şair. Ve şairler kendilerini teselli etmeyi her zaman bilmişlerdir.