Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nuh Usta, bir ziyaretçinin geldiğini Kaptan Diyavol Paşa'ya haber verdikten sonra Süleyman
Reis içeri girdi ve elini göğsüne götürüp hafifçe eğilerek selâm verdi. Suratı bir cüzâmlı kadar beyaz
olan Efendimiz, üşüdüğünden olsa gerek kızıl cüppesini sırtına almış, göğsünü kapatmaya çalışıyor,
ama sarı tırnakları fazlaca uzun olduğundan düğmeleri iliklere geçiremiyordu. Bunun için Süleyman
Reis'ten yardım istedi. Ancak Kırbaç Süleyman, anlatacaklarının verdiği heyecanla o anda yaptığı
işin ne kadar küçültücü olduğunu idrak edememişti. Bir yandan sırma göğüs atkılarını ilikliyor, bir
yandan da şunları söylüyordu:
"Tatbikat başarıyla sonuçlandı. Borda ateşiyle 25 gülleden ortalama 20 tanesi hedefe isabet
ediyor. Reisler, zâbitler ve porsunlar ne yapacaklarını biliyorlar. Tüfenkçiler de düzene sokuldu.
Benden istediğin şeyi yaptım. Artık yapamayacakları şeyi yapmayı biliyorlar. Hem de...
"
Fakat Kaptan Efendimiz o anda,
"Öfff! Yeter artık! Sıcak bastı! Çıkart şu cüppeyi! Çıkart! Çıkart!"
diye bağırmıştı. Afallayan Süleyman Reis iliklediği düğmeleri bu kez çözmeye başladı ama ilikler
çok dardı, içine sıkıntı basan Efendimiz Diyavol Paşa sinirli bir sesle ona şunları dedi:
"Demek yapamayacaklarını artık yapıyorlar, öyle mi? Peki yapmak istemediklerini yapmalarını
nasıl sağlayacaksın? Onlara yapamayacakları değil, yapmak istemeyeceklerini yaptırt. Artık her ne
olacak ise bu şeyi yapabilirlerse, Amat'ta benden sonraki ikinci kişi sen olursun. Seni 'koca reis' ilân
ederim. Haydi! Şimdi çık dışarı da, onların sadakatlerini ölç. Bakalım onlara söz geçirebilecek
misin? Güverte tekrar sende!"
Kırbaç Süleyman hem şaşırmış hem de sinirlenmişti. Seyir güvertesine inince küpeşteye yaslandı
ve az ilerideki balıkçı köyüne baktı. Sahilden biraz uzakta, elinde şarap testisi ile kayığında
Ortalık cehenneme dönmüştü. Fakat topçuların ilk denemelerindeki
uyuşukluğuna köpüren Süleyman Reis adeta barut kesilmişti; öyle ki, bir tek kıvılcım adamın
patlamasına yetecek gibiydi. Talim sürerken, seğirdim halatlarına asılıp top salya etmekten en nasırlı
eller bile su topladı. O ağır gülleleri kaldırıp namluya sürmekten topçuların kolları koptu.
Uskuncacıların, tomarcıların ve aylakçıların anası ağladı. Serin havaya rağmen herkes ter içinde
kalmış, barut isinden suratlar kapkara kesilmişti. Fakat öğle vaktine doğru beklenmedik bir şey oldu:
Toplardan biri geri teperken halkasını bordaya bağlayan seğirdim halatı koptu ve bu ağır silâh geriye
doğru savrularak topçubaşına çarpıp adamcağızın bacağı üzerine devrildi. Topçubaşı acıyla feryat etmeye başlayınca, o yoğun dumana rağmen mürettebattan durumu gören bazı kişiler yardım edip
kurtarmak üzere adama doğru koşturmaya kalktıkları an, güvertenin ortasında bir kırbaç şakladı.
Süleyman Reis,
"Bre gavatlar! Muharebede olsaydık demek ki top başından ayrılacaktınız! Ateşkes
emri verilmeden bu gemide merhamete yer olmaz! Haydi yerlerinize! Yisa!" diye bağırdı. Zavallı
topçubaşı, kolombornenin altında acıyla feryat ediyordu. Tıpkı musluktan akar gibi adamcağızın
bacağında kan fışkırmaktaydı. Daha şimdiden zeminde büyük bir kan gölü oluşmuştu. Aylakçılardan
biri barut dolu kovasıyla koştura koştura gelirken bu kan gölünde ayağı kaydı ve yere yuvarlandı.
Ardından, Kırbaç Süleyman'ın bir baş işaretiyle buraya bir kova talaş döküldü. Eğer bir tomarcı,
Amat'ın hekimi İbrahim Bey'e haberi yetiştiremeseydi topçubaşı kan kaybından ruhunu teslim
edecekti. Bîçarenin bacağına kemer bağlayıp sıkan hekim, Süleyman Reis ortalıkta kalabalık
istemediği için tam dört saat yaralı zabitin başında bekledi. Ancak öğleden sonra talim bitince,
".....denmiştir ki: "Târih bir milletin hâfızası, bir devletin haysiyeti, geçmişle gelecek arasında kurulmuş bir hakîkat köprüsüdür. Tárih yoksa hâtıra yoktur, kök yoktur, hedef yoktur, kaynak kupkurudur..."