Romanın merkezindeki karakter, Briseis, bir “ganimet” olarak Akhilleus’a verilir. Homer’in İlyada’sında adı geçse de hisleri, düşünceleri ve yaşadığı travmalar hiçbir zaman anlatılmamıştır. Barker bu sessizliği kırıyor ve Briseis’in gözünden savaşın ve kahramanların hayatına bakmamıza izin veriyor. Roman boyunca, Briseis’in sessizliği, okura hem tarih boyunca kadının sesinin nasıl bastırıldığını hem de bireysel travmanın psikolojik etkilerini hissettiriyor.
Briseis’in hikâyesi yalnızca bir kadının savaşta esir düşmesinin öyküsü değil; aynı zamanda, özne olmaktan nesneye indirgenmenin ve bunun psikolojik yansımalarının bir temsili olarak okunabilir. Romanın başından itibaren Briseis, kendi iradesi ve kimliği ile değil, Akhilleus ve savaşın getirdiği koşullarla tanımlanır. Bu durum, günümüz psikanalitik literatüründe sıkça bahsedilen “öznellik kaybı” ve “bastırılmış travma” kavramlarıyla paralellik gösterir. Ona göre hayatta kalmak, itaat etmek ve görünmez olmak anlamına gelir; çünkü konuşmak, geçmişi ve yaşanan acıyı tekrar yaşamak demektir.
“I have become a creature of patience, of endurance. Every woman has.”
Barker, bu satırlarla hem antik dönemdeki hem de tarih boyunca bastırılmış kadın seslerine dikkat çekiyor. Briseis’in sabrı bir erdem değil, bir zorunluluktur; çünkü hayatta kalmak için mecburen susturulması gerekir. Bu açıdan roman, sadece mitolojik bir yeniden anlatı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin, iktidarın ve tarihsel sessizliğin eleştirisi olarak da okunabilir.
Romanın etkileyici yanlarından biri de, Briseis’in içsel dünyasını, duygularını ve düşüncelerini detaylı bir biçimde sunmasıdır. Barker, savaşın erkeklerin gözünden sunulan epik kahramanlık hikâyesini, kadın bakış açısıyla dengeliyor. Okur, savaşın yalnızca strateji ve cesaretle ilgili