Gönlümde açılan yaranın sesi yoktu.
Sessizdi.
Ama insanı en çok,
sessiz yaralar tüketirdi.
Bir şey olmuştu.
Ne zamanını biliyordum,
ne de adını.
Sadece,
içime yavaş yavaş akan bir acının
beni benden eksilttiğini hissediyordum.
Ruhumun taşıdığı yük,
bedenime kadar inmişti.
Şimdi,
usturalar değecekti tenime.
İğneler,
dağılan yeri toparlayacaktı belki.
Beden,
bir şekilde onarılırdı.
Ama insanın içindeki kırığı
hangi neşter bilirdi?
Doktorlar etime ulaşacaktı.
Oysa canımın en tenha yerine,
kimsenin eli değmeyecekti.
Keşke neşterler,
yalnızca teni yarıp geçmeseydi.
Bir yolu olsaydı da,
ruhun karanlık mahzenlerine inebilseydi.
Bir hekim çıkıp,
göğsümün içinde yıllardır kanayan o isimsiz yaraya dokunsa,
ve sessizce,