Geçti gitti, uzaklaştı. Bitti demek istiyorum. Ama yine de derinde bir şey kalır. Sanki bir ağırlık, şurada, göğsün üzerinde! ama yapacak bir şey yok. Mademki bu hepimizin yazgısıdır kendimizi harap etmenin, başkaları öldü diye ölmek istemenin âlemi yok.
“İçimiz böyle bir ormandır işte. Yaşamamız
süresince taşırız onu. Bütün ağırlığıyla, bütün karmakarışıklığıyla. Ancak ölünce
bizimle birlikte kül olur o orman” (Akbal, 2019: 112).
“Üst tabakadan olanlar, hep kendileriyle halkın arasında soğuk bir mesafe bırakıyorlar. Onlara yanaşanlarsa kendilerinden bir şeyler yitireceklermiş gübi korkuyorlar.”