Hey sen! Hangi anının peşinden gidiyorsun böyle? Dur, acele etme, geçmişte kaldı onlar. Koşsan bile yetişemeyeceğin bir yerdeler artık. Durup durup dalma öyle, baksan da göremeyeceğin bir zamanda kaldı onlar. Kulak mı kesildin şimdi de? Duyamazsın uğraşma, geçmişi dinlemeye çalışmaktan vazgeç, bugüne sağırlaşıyorsun sonra. Uzatma ellerini dokunamazsın, nasır tuttu parmakların geçmişi yakalamaya çalışmaktan.
Tüketme kendini güzel kardeşim, bugün var, yarın var, gelecek var. Ne diyor Oktay Akbal "Geçmişi yakalamaya çalışmaktan, gelecekte yaşayamaz kişi." Gel vazgeç bu sevdadan, geçmiş mezar sessizliği, geçmiş illetli bir hastalık, geçmiş... Gelmişini geçmişini...
Ne kolay değil mi bu zamana tutun demek?
Tutunalım da neye tutunalım, dal ince, önümüz uçurum, bir kayanın en ucunda kırılgan bir çiçek şimdiki zaman. Geçmiş güzeldi, dün bile bugünden güzeldi. Geleceği yaşamak için umut olmalı insanın içinde, umutsuzluk pençesinde kıvranırken geçmişe tutunmak en iyisi, en güvenli alan. Çünkü umut etmek yok geçmişte, anılar güvenlidir, beklentiye girmezsiniz, endişe etmezsiniz, sizi zora sokmaz onlar. Bu yüzden dünde yaşar insan, yarına adapte olamadan.
Güzel günler görmek için geçmiş harika bir araçtır, kapayın gözlerinizi en mutlu zamanınıza gidin. Mutlu bir anınız yoksa da hayal kurun ama gelecekle ilgili olmasın bu hayaller, hep geçmişi yaşayın.
Unutmayın, umut kötü bir hastalıktır, geleceğe bakarak umut etmektense, geçmişe bakıp hayal kurun daha iyi.
Kitap mı? Anılar işte, insan bir ormandır, anı ormanı. Anıların gölgesinde serinleyen bir adam var orada. Öyle işte, ben beğendim, okursanız siz de beğenirsiniz. (Belki, galiba, sanırım.)