Puan vermedi·184 syf.··
2026 47. kitabı
Hepimiz geleceğe dönük hayallerimizi sevdiklerimizle birlikte huzurla yaşlanmak diye planlarız. Benim için de mutluluk tam olarak böyle. Sevdiklerimle yan yana, sakin ve güvenli olarak. Ama bazen hayat, en büyük korkularımızla bizi karşı karşıa bırakıyor. "Yalnızlığı Sen Seçmedin" kitabını okurken, Buket’in hikayesindeki olay bana kendi kaybetme korkumu hatırlattı. Sevdiğin adamı, kocam dediğin biricik eşini bir anda ölümle kaybetmek... Düşüncesi bile kabus Fakat kitap beni sadece bu acıyla kavurmadı, asıl vuran şey, o büyük kaybın ardından gelen, arkadaki yaşama tutunma çabasıydı. Hayatın tüm acımasızlığına rağmen yaşamaya geri dönmek offf. Bu düşünce beni çok derinden etkiledi. Ruhuma dokunan, beni hem ağlatan hem de sürekli kalp çarpıntısı yaşatan çok özel bir yolculuk oldu. “Sevmek, belki de bir gün kaybedeceğini bilsen bile o şairane yaşamın peşinden koşma cesaretidir...”
Yalnızlığı Sen SeçmedinBirim Özer Sili · Özyürek Yayınları · 202617 okunma
8/10
·400 syf.··
2026 65. kitabı
Tanıdık, keyifli, tatlı, komik ve akıcı bir romantik komedi kitabıydı kendileri. Kitabın başlarında ana kadın karakter olan Josie ye baya gıcık oldum hatta hiç sevmedim bile diyebilirim. Kendinden bolca fedakarlık ettiği bir gençlik yaşadığı için sert, keskin ve koruma kalkanları yüksek olan bir tipti. Kendince haklı olsada ne yazık ki bana kaba ve soğuk geldi. Ryan ise aşırı tatlı, fazla naif, çok kibar, hassas, tam bir romantik ve kitapta elli kere tekrar ettiği gibi uzun boylu biriydi. (2,04 tü galiba) Kitabın yarısından sonra Josie yumuşamaya ve sevilebilir bir tip olmaya başlayınca benimde kitaptan aldığım keyif baya arttı. Dünyada Ryan kadar ince ve romantik düşünebilen bir erkek var mıdır, bilemedim ama neyse.:)) Keşke yan karakterleri de daha detaylı tanısaydık, hepsi de çok tatlı ve özel karakterlerdi aslında. Böyle tatlı ve nahif bir kitaba göre gereksiz fazla ve detaylı smut sahneler vardı bence, o da biraz canımı sıktı. Canımı sıkan kısımlar dışında kitabın alıntılarını, atıflarını ve verdiği mesajları gerçekten sevdim. Okumaya değer bir kitaptı sadece biraz sabırlı olmak lazım. Şuna da değinmeden geçemeyeceğim; kitabın yorumlarında “You've Got Mail" filminin kitap uyarlaması şekilde ifadeler kullanılmış, orda bir duralım please. Kimse bir Meg Ryan ve Tom Hanks olamaz, hatta benzeyemez bile sorry canlarım, hepimiz yerimizi bilelim. Eğer izlemediyseniz You've Got Mail filmini izlemenizi de kesinlikle öneririm. Eskiden internete nasıl bağlanılıyormuş, internet hızı neymiş bir görün de şok olun.:)) Hatta bende hemen tekrardan izleyeyim, çünkü neden olmasın.:))
1000Kitap
Kitabevi SavaşlarıAli Brady · Nox Yayınları · 202636 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·240 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:08
1959 yılında California'da bir grup insanın, "Bevatron" adlı güçlü bir parçacık hızlandırıcıyı gezerken geçirdikleri bir kaza ile başlar. Proton ışınının altında kalan sekiz kişi, fiziksel olarak baygın halde hastanede yatarken, zihinsel olarak kendilerini tamamen değişmiş dünyaların içinde bulurlar. Gezgin grup, kazanın etkisiyle sırayla aralarındaki bazı kişilerin zihninde yarattığı evrenler içine hapsolur. Her uyandıkları dünya, o dünyayı yöneten kişinin takıntılarını, korkularını, dini inançlarını veya ideolojilerini yansıtmaktadır. Karakterler bir sonraki dünyaya geçip kendi "gerçekliklerine" dönmeye çalışırken, aslında insan psikolojisinin en karanlık odalarında seyahat ederler. Grup ilk olarak Arthur Sylvester adındaki bağnaz bir ihtiyarın zihnine düşer. Sylvester’ın dünyası, dogmatik inançların ve yozlaşmanın somutlaşmış halidir. Gökyüzünde her şeyi izleyen devasa bir gözün olduğu, bilimin yerini mucizelerin aldığı bu evren, aslında günümüzde de sıkça gördüğümüz kendi doğrusunu ve inancını korku unsuru yaratarak başkalarına dayatan insan modelini temsil eder. Yalan söyleyenin dilinde çıban çıkması gibi absürt cezalar, dinin ve inancın insanları manipüle etmek için nasıl bir baskı aracına dönüştürülebileceğinin bir eleştirisidir. Bu dinsel kabustan kurtulduklarında ise tam zıt kutupta yer alan, aşırı steril bir dünyaya, yaşlı bir kadın olan Edith Pritchet’ın zihnine geçiş yaparlar. Pritchet’ın dünyası; kötü, çirkin ve müstehcen bulunan her şeyin sansürlendiği, yapay bir düzenle yönetilir. Kadın; cinselliği, eti, kanı, hatta dünyadaki tüm böcekleri iğrenç bulduğu için onun zihninde bu kavramlara yer yoktur. Bu durum, günümüz dünyasındaki hayatın tüm gerçeklerini filtrelemek isteyen, her olumsuzluktan tetiklenen ve aşırı duyarlılık adı altında her şeye sansür
Edebiyat
Gökteki GözPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 2026261 okunma
Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
Ölmüşüm gibi arkamdan konuşur musunuz rica etsem?
8/10
·72 syf.··
2026 4. kitabı
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış Laurent Mauvignier . Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu. Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın. Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların, biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,
1000Kitap
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026146 okunma
Puan vermedi·376 syf.·
2026 442. kitabı
"Huzur’un bedeli yüksektir.” Murat Menteş Bu romanda anlatılanlar gerçek olabilirdi. Hepimizi Allah korudu..okuru uyarı... Kitabi hiç sevmedim zorla okudum,boşa zamn kaybı oldu diyebilirim.. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın baş şüphelisi olduğu bir cinayet soruşturmasını merkezine alan alternatif gerçeklik kurgusudur. Roman; Soğuk Savaş ortamında geçen ruh çağırma seansları, rehine krizleri ve polis müfettişi Fatin Fantom’un kovalamacalarıyla ilerleyen absürt ve tempolu bir hikâyesi Tanpınar'a Huzur Yok Alternatif Kurgu: Yazar, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı kendi eserlerinin (örneğin Huzur) dünyasından çıkarıp polisiye, mizahi ve metafiziksel olaylarla dolu bir serüvenin içine sokar. Cinayet ve Kovalamaca: Tanpınar, kendisini bir cinayet davasının ortasında bulur ve hapse düşmemek için mücadele eder. Bu süreçte polis müfettişi Fatin Fantom tarafından aranır. Bahtiyar Kont: Gizemli koleksiyoner Bahtiyar Kont ile dostluk kuran Tanpınar'ın hayatına kaçak radyo yayınları, esrarengiz karakterler ve şaşırtıcı olaylar dâhil olur. Allah büyüktür, bir kapı açar elbet; kalbini ferah tut.. S:153
Edebiyat & Roman
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026774 okunma