Bir ilk: Distopik çocuk kitabı incelemesi!
9/10
·152 syf.··
2026 36. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 11:53
“Refahın gaddarlıkla değil de mühendislikle, şişelerde büyütülen bebeklerle, hipnoz üzerinden iknayla, üretim çarkının tekerleklerini sürekli döndüren sınırsız tüketimle, yönetimdekiler tarafından dayatılan, cinsel hüsranı ortadan kaldıran rastgele birlikteliklerle, oldukça zeki bir idari sınıf ile basit işlerini sevecek şekilde programlanmış yarım akıllı işçilerin oluşturduğu alt grup arasında değişen, önceden belirlenmiş bir kast sistemiyle ve somayla, yani hiçbir yan etkisi olmaksızın anında mutluluk veren bir ilaçla elde edildiği bir totalitarizm.” Cesur Yeni Dünya Geçtiğimiz günlerde hala etkisinden çıkamadığım bir habere denk geldim: “Özel bir huzurevine bırakılan yaşlı kadın, bir saat sonra yaşamına son verdi.” Ve görgü tanıkları ifade veriyor: “Huzurevine bırakılırken oldukça sessiz ve hüzünlüydü.” Bütün duyguların yitirildiği, hayat telaşının, var olma mücadelesinin manevi tüm güzelliklerin önüne geçtiği çağdayız. Mekanik çocuklar yetiştiriyor, doğar doğmaz kreşlere gönderiyor, en iyi okullarda okumalarını, BİLSEM’lerde yarışmalarını sağlıyor ama manevi birçok güzellikten yoksun bırakıyoruz onları. “Bıçak kullanmayı bilmiyorum ki ben! Bu yaşıma gelene kadar bir elma soymama, bir portakal soymama bile izin vermediler. Koca çocuk oldum, daha yağ bıçağı bile kullanamadım ben.” Ama kreşlerde birçok şey öğreniyor ve okula hazırlanıyor çocuklar, Ama huzurevlerinde etkinlikler var evde sıkılıyor yaşlılar, Ama hayat pahalı, ne yapalım, ikimiz de çalışmayalım mı? Uzaktan akıl vermek kolay! Şşş… sakin! Bunların hiçbiri için kimseye suçlayıcı cümleler kurmuyorum. Sadece Z kuşağı diye adlandırdığımız, okuldan çıkıp kursa giden nesli ve ihtiyarladığında sevgisizliği doruklarına kadar yaşayan insanları anlamaya çalışıyorum. Bambaşka bir yöne eviriliyor dünya,
Büyüdüm Ben!Şermin Yaşar · Kronik Kitap · 2026172 okunma
Bakılmayan Pencere'ye Düşürülen Notlar
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 00:00
#Bakılmayanpencere @tubakaratop'un ilk eseri. Çok önce ele aldığım ama bir türlü yazamadığım geç kalmış inceleme yazımla Can Tuba’ya özürlerimi sunarak şunu söyleyebilirim ki her öykünün heyecanına ve sevincine şahitlik ettiğim, küçük kardeşim dünya evine giriyor gibi müjde alıp beklediğim bir ortak mutluluk kaynağımızdır Bakılmayan Pencere. Biz nasıl omuz omuza verdiysek yazarlık macerasında, hep diledik ki yazdığımız kitaplar da raflarda, fuarlarda, kitap kargolarında, sitelerinde; akıllarda ve gönüllerde hep yan yana olsun. Öyle de oldu çok şükür. Herkes bir şeyler söyledi, yazar Tuba Karatop Bakılmayan Pencere'yi işaret etti bizlere. Denize bakın, dedi, hiç bakmadığımız gibi. Çiçeklere, göz göz meyve veren ağaçlara, bizimle konuşmak isteyen kuşlara bakın! Pencereden bakmak yetmedi, manzaraya doymak için paçalarımızı sıvayıp denize yürüdük çıplak ayak. Bir ağacın gövdesinde nefeslendik. Bir kaplan geldi yanımıza; bir karaca, bir kumru sohbetimize eşlik etti. Diliyorum ki Tuba gönlümüze dokunmaya devam etsin, unuttuklarımızı hatırlatsın, unutmadan önce değerini bildirsin. Kalemi bereketli ve hep hayır yolunda olsun… 22 öykünün olduğu kitapta ilk öykü, yazıldığı zaman yüreğime mesken kurmuş İğde Ağacı. “Gözlerim dallarında gezindi. Bazı insanların ağacı görüp mutlu olmamasına şaşırıyorum,” diyen yazara hak vererek uyku mahmurluğuyla gözlerimi kapatıp biraz dinlenmek istedim. Gövdesine dokundum. "Kesmeseler seni. Meyveni seven çoktur hem.”, “Mucize beklemiyordum. Sadece bir teselli işareti. Belki o an yaprakları daha çok eser, küçük bir ses çıkarır.” 2.öykü, kitabın adı da olan Bakılmayan Pencere. Hani kimsenin oturmadığı koltuklar, sandalyeler; kimsenin bir kere alıp denemediği elbiseler, tezgâhta çürümeye yüz tutmuş meyve sebzeler olur ya bakılmayan pencere de
Edebiyat
Bakılmayan PencereTuba Karatop · Şule Yayınları · 202517 okunma
Reklam
Güzelliğin Arzu Dürtüsü II: Tomie ve Sonsuz Tekrarın Ontolojisi
Puan vermedi
Tomie’nin ikinci cildinde beni asıl sarsan şey artık onun geri dönüp dönmeyeceği değil; kaç farklı biçimde geri dönebileceğidir. İlk kitapta bedenin parçalanması bir şok etkisi yaratıyordu, burada ise tekrar eden bir yasa gibi işliyor. Sanki ölüm, Tomie evreninde istisna değil, sıradan bir durak hâline gelmiş. Bu da korkuyu biyolojik olmaktan çıkarıp metafizik bir düzleme taşıyor.Bu ciltte Tomie artık tekil bir figür olmaktan çok, çoğalan bir ilke gibi hareket ediyor. Aynı yüz farklı bağlamlarda beliriyor; her seferinde aynı ben, aynı bakış, ama başka koşullar içinde. Bu durum beni şu soruya götürüyor: Kimlik nedir? Bedensel süreklilik mi, hafıza mı, yoksa yalnızca tekrar eden bir form mu? Eğer bir varlık sonsuz kez yeniden üretilebiliyorsa, hâlâ “biri” midir, yoksa artık bir kategoriye mi dönüşür? Junji Ito burada neredeyse Platoncu bir tersyüz etme yapıyor gibi geliyor bana. Tomie tek bir özün kopyaları değil; kopyaların kendisi öz hâline geliyor. Orijinal diye bir şey kalmıyor. Her Tomie hem gerçek hem de sahtedir. Bu, modern dünyadaki kimlik çoğalmasını, dijital avatarları ve sürekli yeniden kurulan benlikleri düşündürüyor.İkinci ciltte erkek karakterlerin Tomie’ye duyduğu arzu daha da mekanikleşir. İlk kitapta tutku bireysel bir delirme hâliyken burada neredeyse otomatik bir refleks gibi işler. Bakış, isteme, sahip olma ve yok etme arasında kısa devre oluşur. Sanki özgür irade devre dışı kalmıştır; arzu artık bir seçim değil, programlanmış bir dürtüye dönüşür.Bu noktada Tomie’nin kendisi de yalnızca fail değildir; kendi çoğalmasının tutsağı gibidir. Parçalanmak onun için bir son değil ama bir kurtuluş da değildir. Aynı yüzün tekrar tekrar sahneye sürülmesi, bana sonsuzluğun bir armağan değil, varoluşsal bir kapan olduğunu düşündürüyor. Heidegger’in ölümle kurduğu
Tomie - Cilt 2Junji İto · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 2020364 okunma
Mutluluk mu , İnsanlık mı ???
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 59. kitabı
Huxley’nin kurduğu dünyaya bakınca şunu fark ediyorum: Oradaki insanlar mutlu oldukları için değil, mutlu görünmek zorunda bırakıldıkları için gülüyorlar. Acı, kayıp, yas, eksiklik… İnsanlığı yoğuran bütün duygular sistem tarafından silinmiş. Ve ister istemez şu soruya sürükleniyorum: Acıyı bilmeyen bir varlık gerçekten insan olabilir mi? Huxley’e göre acı, ruhun derinleştiği yerdir; kimyasal mutluluk ise özgürlüğün sessizce teslim edilmesidir. Bu toplumda özgürlük yerine konforun tercih edildiğini görüyorum. İnsanlar baskıyla değil, hazla yönetiliyor. Tüketim düşünmenin yerini alıyor; eğlence, sorgulamayı uyuşturuyor. Orwell’ın kamerası korkutuyordu; Huxley’nin dünyası ise şekerli bir sis gibi başı okşayarak uyutuyor. Teknolojinin insanı özgürleştireceği masalı burada çöküyor. İnsan üretim bandı gibi düzenlenmiş; bireysellik yok edilmiş. Bir insan “olabileceği” bir şey olmaktan çıkıp “üretilmiş” bir fonksiyona indirgenmiş. Böyle bir yerde etikten bile söz etmek zor. Seçme hakkı yoksa ahlak nasıl olsun? Acının yok edildiği bir yerde mutluluk da gölgesini kaybediyor. John’un “Mutsuz olma hakkımı istiyorum” sözünü okuduğumda şunu hissediyorum: İnsan kendi gölgesini kabul etmeden ışığa yaklaşamaz. Soma ile uyuşturulmuş bir bilinç, kendi hikâyesinin öznesi değildir; sadece programlanmış bir isteğin yürütücüsüdür. Bu dünyada sanat, din ve tarih yasak değil gereksiz ilan edilmiş. Çünkü hepsi soru sorar, düşündürür, rahatsız eder. Bunlar olmayınca geriye sadece tüketen, eğlenen ve sorgulamayan bir kalabalık kalıyor. Yani insanın teninin altında insanı ayakta tutan bütün katmanlar soyulmuş. Romanı bitirdiğimde şunu anlıyorum: Huxley geleceği anlatmıyor, aslında bizim çağımıza bir ayna tutuyor. Sonsuz eğlence vaatleri, sosyal medyanın yapay neşesi, tüketimle tanımlanan
Duygu ve Düşünce
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Puan vermedi·664 syf.··
2025 83. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 09:14
“Ben gerçeğin genellikle yalana tercih edilmesi gerektiğine inanırım.” Always diyeceğim bir şey varsa o da budur. Net. Çünkü her zaman gerçek daha az acıtıyor. Yalanın hayal kırıklığı hiç geçmiyor. EVET. Öncelikle doğru kararlarımda bugün; taşınma esnasında Harry Potter okumak var. Çünkü bu seri dışında bırak bir kitap bir sayfa tek bir cümle bile okuyamazdım. Akıl sağlığımı da başka hiç bir kitap korumazdı. Akıl sağlığım az kalır ruh sağlığımı da ekliyorum. O eşyaları görüp de sevdiğim alıştığım bir şeyden koparılma duygusu beni mahvetti. Evet resmen tetiklenip ağladım. İnsanlar çok kör. Hiç anlamıyorlar. Hep sadece baktıklarını görüyor, asla arka planı okuyamıyorlar. Kimse sadece ayağı taşa takıldığı, düştüğü için ağlamıyor. Kaldırılmayacağını bilince, belki ondan önce ağlayamadığı durumlara ağlıyor. Keşke bu kadar maddeci olmasanız. Anılarla vedalaşmak kolay sanıyorlar. Neyse. Manen çok çok yıprandım ama o buranın konusu değil. Tarihte bir Harry Potter kitabını 7 günde okuduğum yoktur. O derece yavaş okudum ama olsun. Önemli olan yine bana nefes aldırması oldu. Always Harry Potter diyeceğim. Harry Potter ve Ateş Kadehi (The Goblet of Fire), Rowling'in Harry Potter serisinin dördüncü kitabı. Bu kitapta, Harry'nin karşılaştığı tehlikeler, yeni dostlar ve eski düşmanlar, Hogwarts'taki maceralar ve en büyük sınavı olan "Üç Büyücü Turnuvası" yer alıyor. Harry bu yaz Weasley ailesiyle birlikte Quidditch Dünya Kupası'na gidiyor ve orada karanlık işareti yapmakla suçlanıyor. Burası filmlerde çok çok hafif geçen müthiş bir olay normalde. Olsun. Sonra okula dönüyorlar ve bu yıl "Üç Büyücü Turnuvası"nın uzun zaman sonra ilk defa yapılacağını ve Hogwarts'da düzenleneceğini öğrenirler ve katılma yaşı 17dir. Neyseki Harry'nin yaşı tutmuyordur... Ama Sihir bakanı Fudge'nın
Edebiyat
Harry Potter and the Goblet of Fire - Slytherin EditionJ. K. Rowling · Bloomberg Press · 202036,3bin okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2024 350. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2024 00:00
"ROBONLAR" "Ben sadece bir robotum. Programlar, yazılımlar, algoritmalar ve güncellemelerle sınırlı bir mühendislik harikası. Verilen Komutları yerine getirmek üzere programlanmış Yapay Zeka ürünü bir robot. Peki Nasıl oldu da birden konuşmaya, hatırlamaya, düşünmeye, koklamaya, üzülmeye ve hissetmeye başladım? Nasıl programımın dışına çıkmıştım? Artık duygularım vardı." Robotlarla insanların bir arada yaşadığı, teknolojinin yaşamın her alanına sızdığı bir dünyayı anlatan kitap, sadece bir macera öyküsü değil; aynı zamanda insanlık, etik ve özgür irade gibi kavramları da sorgulayan felsefi yönü güçlü bir yapıt özelliği taşımakta. Teknolojik gelişmelerin bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini kurgusal bir gelecekte irdeleyen, teknolojinin insan hayatına etkilerini sorgulayan, düşündürücü bir bilim kurgu hikâyesi sunuyor yazar eserinde bizlere. Robotlarla insanların bir arada yaşadığı bir gelecekte geçiyor ve yapay zekânın etik sınırlarını, toplumsal değişimleri ve insan olmanın anlamını irdeleyen temalar içeriyor. Sabri Uçankalem'in yazar olma hayalleri olan bir genç. Gönderdiği kitap taslakları çeşitli bahanelerle hiçbir şekilde basılmıyordu. Sabri bir sabah robot şirketi ilanlarında Robon'nun bir reklamını görür. Uzun süredir aradığı ve bir türlü bulamadığı robotun ta kendisidir. Bütün birikimlerini harcayarak bu robota sahip olan Sabri artık hedefini ulaşabilecektir çünkü robot çok güzel hikâyeler yazabilmektedir. Robon yazdıkça Sabri kitapları sayesinde herkesce tanınan bir yazar olur. Mesleğinin zirvesindeyken bir gün ülkenin en önemli kitap eleştirmeni Cezmi Hepeleştirir tarafından "Hayattan Kopuk Bir Yazar" başlığı ile yazılanların yapay olduğu belirten sert bir eleştiri yazısı yayınlanır. Bunun üzerine Sabri Robot Firmasına başvurur. Eklenen programlardan
Edebiyat
Robonlar / Bir Kaçış OperasyonuMert Arık · Genc Timaş · 0672 okunma
Reklam
Reklam