Her devrin ve yaşayışın kendisine göre bir insan tasarrufu vardır ki bütün bir zihniyeti ve inkârı güç realiteleri ifade eder.
Sayfa 127·Kitabı okuyor
Edebiyat
Her devrin kendine mahsus ölçüleri vardır. Bir savaş zamanında barışta olduğu gibi yaşamak, bir inkılap devrinde statik devirlerin kalıpları içinde sıkışıp kalmak bir gaflet, bir avarelik, bir sapıklık değil de nedir?
Sayfa 151 - İLETİŞİM
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her devrin ,her partinin yarattığı bir"yeni zengin" kitlesi vardır.
Wölfflin’e göre sanat, bir kültür ve fikir ürünüdür ama, onun kendine özgü olan bir yanı da vardır, bu da “form” ‘dur. Wölfflin Yazıların da “ insanlar dünyaya hep aynı gözle bakmamışlardır” diye sık sık tekrarlar. Büyük sanat üslupları, her devrin dünyaya başka bir gözle baktığını, gördüklerini anlatabilmek için de başka bir form dili yaratmak zorunda kaldığını bize öğretiyor. Wölfflin’e göre göz de, görme de - düşünme etkinliği gibi - sürekli bir gelişme içindedir. Bu kitapla o zamana kadar herkesçe benimsenen “ insanı tanı sanatı anla” ilkesi altüst oluyor; araştırmanın yönü sanat yapıtının içeriğinden form düzeyine kayıyor, form yapısı ile ilgili SORUNLAR çözülmeye çalışılıyordu. Böylesine kökten bir yenilik elbette Yadırganacak ve tepki ile karşılanacaktı. “ SANAT TARIHININ TEMEL KAVRAMLARI” Avrupa sanatının 16. ve 17. yüzyıllarındaki form gelişimini araştırır. Böyle bir araştırmanın yürütülmesini sağlayabilecek bir sanat tarihi terminolojisi Wölflin’in zamanında henüz gelişmemişti, yazarın bunu yaratması gerekiyordu. Bu kitaba adını veren “ temel kavramlar” bu doğrultuda bir çabanın ürünüdür. Bu kavramlarla Wölflin, 16. yüzyıl Rönesans ve 17. yüzyıl barok sanatlarının formüllerini kesinlikle tanımlayabiliyordu. Fakat Wölflin temel kavramların başka devirlerin sanatları içinde geçerli olduğu kanısındadır. Çünkü ona göre sanat tarihinde her gelişmenin klasik bir yetkinliğe ulaştığı ya da baroklaştığı aşamalar vardır. Bu yüzden Wölflin kitabına -batı sanatının belli bir dönemindeki gelişimi araştırdığı halde- “ sanat tarihinin temel kavramları” adını vermiştir
Sayfa 13
MÜZİKTE SOYKIRIMDAN MANZARALAR...
(...) İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sanatçısı ve öğretim üyesi Ruhi Ayangil’in, 1994’ün Ocak ayında “Yeni Türkiye” mecmuasında yayınladığı “Müzik Devriminin 60. Yılında” başlıklı makalesine bir göz atmakta fayda var… Söz konusu makalede, M. Kemal’in 1 Kasım 1934 yılında TBMM’nin yeni yasama yılını açarken meclis kürsüsünde yaptığı konuşma ve sonuçları değerlendiriliyor. M. Kemal şöyle diyor: “Arkadaşlar! Güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak bunda en çabuk ve en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikîsidir. (Alkışlar) Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikîde değişikliği alabilmesi ve kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen musikî yüz ağaracak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. (Onay sesleri, alkışlar) Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak onları bir gün önce [herhâlde “bir ân önce” demek istiyor] genel musikî kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu yüzeyde [galiba “zeminde, satıhta” anlamında] Türk ulusal musikîsi yükselebilir, evrensel musikîde yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığının buna değerince öze vermesini [bu kısım anlaşılmıyor!], kamunun da ona yardımcı olmasını dilerim…” Bu “nutuk”un ardından, Kültür İşleri Bakanlığı’ndan önce, İç İşleri Bakanlığı meseleye el atıyor ve hemen bir gün sonra, Bakanlıktan gelen bir emirle, radyolarda ve umuma açık alanlarda Türk müziği çalınıp söylenmesi yasaklanıyor. Bir infiâl oluyor. **Musikî çevrelerimiz neye uğradığını bilemiyor. Binlerce müzisyen bir ânda işsiz kalıyor. Toplumun ruhunda tarif edilmez bir gedik açılıyor. Bazıları atanın huzuruna çıkıp bu zulüm durdurulsun diye yalvar yakar oluyor. Neticede 6 Eylül 1936’da (2 yıl sonra) yayın ve icrâ yasağı
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 2, Nisan 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla) TÜRK MÜZİĞİNİN TEMEL MESELELERİ, -Müzik Devrimi Değil, Müzikte Soykırım-
Akademya Yazıları
Her devrin kendine özgü bir gelişimi vardır.
Sayfa 15 - Koridor·Kitabı okudu