Andreassen öğrencilerden her birine hisse senedi yatırımlarından bir portföy oluşturmalı için izin verir. Ardından öğrencileri iki gruba ayırır. İlk grup hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişiklikler dışında bir şey göremiyordu. Hisse bedellerinin neden arttığı ya da düştüğü konusunda herhangi bir fikirleri yoktu ve alım satım kararlarını fevkalade sınırlı verilere bakarak vermek zorundaydırlar. Oysa ikinci grup sürekli bir bilgi akışı içinde çalışıyordu. CNBC izleyebiliyor, Wall Street Journal okuyabiliyor ve piyasadaki egilimlere dair en son analizler için uzman görüşlerinden yararlanabiliyorlardı.
Peki neticede hangi grup başarılı oldu? Andreassen'i şaşırtan bir sonuçla, daha az bilgiye sahip grup, bilgi akışı sağlam olan gruptan iki kat daha fazla kazanmıştı. " Bilgi zenginliği dikkat fukaralığı doğurur." Herbert Simon
Ayrıca yaşla birlikte biriken sezgisel karar verme kolaylığı da vardır. Sezgi genellikle analitik karar vermenin bir antitezi, özünde analitik olmayan veya pre-analitik bir şey olarak anlaşılır. Ancak gerçekte sezgi, önceki engin analitik deneyimin yoğunlaşmasıdır; sıkıştırılmış ve kristalize edilmiş bir analizdir. O hâlde sezgisel karar verme -ya da analitik olmayan bir süreçten ziyade post-analitik bir süreçtir. Analitik süreçlerin öyle bir dereceye kadar yoğunlaştırılmış ürünüdür ki, iç yapısı ondan yararlanan kişinin bile gözünden kaçabilir. Sezgisel karar vermenin "post-analitik" doğasına Herbert Simon tarafından dikkat çekilmiştir.
"Örüntü tanıma" ile organizmanın yeni bir nesneyi ya da yeni bir sorunu, zaten aşina olduğu zihinde kalıplaşmış bir nesne ya da sorun sınıflandırmasının bir ögesi olarak tanıma becerisini kastediyoruz. (...) Nobel ödüllü Herbert Simon ve diğerlerinin çalışmaları, örüntü tanımanın başarılı problem çözmenin en güçlü, belki de en önde gelen mekanizmalarından biri olduğunu göstermiştir.