"Hesap günü, Allah kendisine: "Benim için ne yaptın?" diye sorduğunda, namaz kıldım, zekât verdim, vb.diye ibadetlerini dermeyan eden kimseye bu ibadetleri ancak kendi nefsini kurtarmak için yapmış olduğu hatırlatılır.Çünkü bu ibadetlere muhtaç olan Allah değil, fakat kendisidir. Öyleyse Müslüman, Allah için ne yapmış olmalıdır? Ne yapması gerekir?Böyle bir soruya hazırlıklı bulunmak için Müslümanın, ibadetlerini yapmış olmasının ötesinde belli bir "bilince" sahip bulunması gerekir.
Hakikati inkara şartlanmış olanlara gelince Allah Nuh'un karısı ile Lut'un karısını kıssalarını örnek getirilmektedir: Onlar iki dürüst ve erdemli kulumuzun nikahı altında idiler ama kocalarına ihanet etmişlerdi ve bu iki kadın hesap günü Haydi bütün öteki günahkarlar ile birlikte ateşegirin denildiğinde,
iki (kocanın)da onlara bir faydası dokunmayacaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
23-“Şüphesiz, namuslu, masum kadınlara -iftira- atanlar, dünya ve ahirette lanetlidirler ve onlara büyük bir azap vardır.”
24-“O gün, dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerine yaptıklarına şahitlik edecektir.”
25-“O gün, Allah onlara ettikleri cezalarını tastamam verecek ve Allah'ın Hakk olduğunu bileceklerdir.”
Madem ki insanoğlunun varlık sebebi ve birinci vazifesi Cenab-ı Hakk'a kulluk ve ibadettir, biz buradan hareket etmek mecburiyetindeyiz. Hedefimiz budur.
Sayfa 82 - Dergâh Yayınları 10.Baskı: Ocak 2022·Kitabı okudu